27 Mart 2008

ne güzel suçluyuz biz hepimiz


Sevgi Soysal 

(Eylül 1936-Kasım 1976) Türk yazar.

Aslen Selanik'li mimar-bürokrat bir babayla Alman bir annenin altı çocuğundan üçüncüsü olarak büyüyen Sevgi Yenen, 1952’de Ankara Kız Lisesi’ni bitirdi. Bir süre Ankara Üniversitesi Dil Tarih Coğrafya Fakültesi’nde Arkeoloji okudu.

1956 yılında şair ve çevirmen Özdemir Nutku ile evlendi, birlikte Almanya’ya gittiler. Göttingen Üniversitesi’nde arkeoloji ve tiyatro dersleri izledi. 1958’de Türkiye’ye döndü ve Korkut adını verdikleri bir oğlu oldu. 1960 ile 1961 tarihlerinde Ankara’da Alman Kültür Merkezi ve İrtibat Bürosu’nda ve Ankara Radyosu’nda çalıştı. Bu dönemde, toplum karşısında bireyin tedirginliğini öne çıkaran ‘‘yeni gerçeklik’’ akımından izler taşıyan öykü ve yazıları "Dost", "Yelken", "Ataç", "Yeditepe" ve "Değişim" dergilerinde yayımlandı.

1961’de Ankara Meydan Sahnesi’nde Haldun Dormen’in yönettiği "Zafer Madalyası" adlı oyunda tek kadın rolünü oynadı. İlk öykü kitabı Tutkulu Perçem, 1962 yılında yayımlandı. "Zafer Madalyası" oyununda tanıştığı Başar Sabuncu ile 1965'te evlendi. Aynı yıl TRT’de program uzmanı olarak çalışmaya başladı. 1965-1969 yılları arasında "Papirüs" ve "Yeni Dergi"’de öyküleri yayımlandı. Bu arada tezini vererek arkeoloji diplomasını aldı. Teyzesi Rosel’in kişiliğinden yola çıkarak, birbirine bağlı öykülerden oluşan "Tante Rosa"’yı yazdı. Kadın-erkek ilişkisi ve evlilik temasını işlediği ilk romanı "Yürümek"'le TRT Sanat Ödülleri Yarışması Başarı Ödülü’nü kazandı.

12 Mart dönemi, Sevgi Soysal’ın hayatı ve yazarlığı üzerinde derin izler bırakan bir dönem oldu. Yürümek, müstehcenlik gerekçesiyle toplatıldı ve Sevgi Soysal, kısa bir tutukluluk ardından TRT’den ayrılmak zorunda kaldı. Anayasa profesörü Mümtaz Soysal’la, Soysal’ın komünizm propagandası yaptığı gerekçesiyle tutuklu kaldığı Mamak Cezaevi’nde evlendi. 

Siyasal nedenlerle tekrar tutuklandı ve sekiz ay Yıldırım Bölge’de, iki buçuk ay da sürgüne gönderildiği Adana’da kaldı. Cezaevinde yazdığı Yenişehir'de Bir Öğle Vakti adlı romanıyla 1974 yılında Orhan Kemal Roman Armağanı’nı kazandı. Kızları Defne Aralık 1973’te, Funda ise Mart 1975’te doğdu. Adana’da sürgünde bulunan bir kadının başından geçen olaylar etrafında 12 Mart’ı eleştirdiği romanı Şafak, 1975’te yayımlandı. Bu dönemde Anka Haber Ajansı ve Sosyalist Kültür Derneği’nin kuruluşunda rol aldı. Politika gazetesinde tefrika edilen cezaevi anıları Yıldırım Bölge Kadınlar Koğuşu başlığıyla kitaplaştırıldı (1976).

Yakalandığı kanser hastalığı nedeniyle 1975 sonbaharında bir göğsü alındı. Hastalık izlenimlerini ve 12 Mart sonrası değişimi anlatan öykülerini topladığı Barış Adlı Çocuk, 1976’da yayımlandı. Eylül 1976’da bir ameliyat daha geçirdi ve tedavi için eşiyle birlikte Londra’ya gitti. Üzerinde çalıştığı son romanı Hoşgeldin Ölüm’ü tamamlayamadan 22 Kasım 1976’da İstanbul’da 40 yaşında öldü. Yeni Ortam ve Politika gazetelerine yazdığı yazılar, Bakmak (1977) adlı kitapta toplandı.

Eserleri

Tutkulu Perçem
Tante Rosa
Yürümek
Yenişehir´de Bir Öğle Vakti
Barış Adlı Çocuk
Şafak
Yıldırım Bölge Kadınlar Koğuşu
Bakmak
Hoş Geldin Ölüm




" erkeklere, erkeklere, en çok onlara,
bu kendilerini sevenlere kızgınlığım.."


"Sana söyleyemediklerimi karıncalara söyleyeceğim,
bozkıra, senden benden yalnız..

Susuyoruz bak hep, söyleyemediklerimizi susuyor,
bilmediklerimizi konuşuyoruz,
bozkır senden benden yalnız, oysa yaratık dolu,
yaşam dolu -ya karıncalar..

Hep oturup cigara içiyoruz yetersiz,
konyak içiyoz yetersiz,
en asıl yetersiz biziz,
yalnızlığımız en yetersiz -ya bozkır..

Ben kadının biriysem sevilmeliyim,
sen bilmezsin güzel miyim,
en büyük güzelliğim senin bilmezliğin,duymazlığın
-ya en boş damlalar gözlerimizde?

Bak, tozluyuz biz, çok tozluyuz -ya bozkır,
bozkır yolundan kamyonlar geçerken kalkan toz..

O başka , yapışkan bizimki, yağmurlarla yıkanmaz.

Bak, hayal kurarım, en zevksiz acıklı şeylere
gözyaşı dökerim de kendimi bilmem.
Biz bilmeyiz birbirimizi, böylesine mutluyuz bazı.

Bu evrende her şeyi silecek birileri, yaşamları çoktan,
bu önemli değil, biz çoktan tükenmişiz.

Somutlara güvenimiz yok hiç; onlar yok,
herkesler her şeylerini çok şeylere harcıyorlar,
tutsak kılıyor bu şeyler onları,
hep onlara çarpıyorlar yaşantılarında.

Ama bak, gerçek tutsaklar biziz,
soyuttan gelir bizimki, savaşılmaz.

En değerli somutlarımı yoktan satarım da
kurtulamam ötekilerden, bilirsin.

Bırakıp bırakıp ırak kentlere bile gidemeyiz.

Bak, bizi ağaçlandırmak güçtür -ya bozkır..."


Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

Related Posts with thumbnails