17 Ekim 2010

Abidin Dino

1955abidindinomsehmusgu

Tek başına kocaman bir dünya-neresini anlatsan bir yanı hep eksik kalacak bir kişilik. Tanıtmak için Zeynep Oral’ın onunla yaptığı bir söyleşiden başlamayı doğru buldum..


Milliyet Sanat-Zeynep Oral

Abidin Beyi... Abidin Dino'yu tanıdınız mı, yüz yüze hiç geldiniz mi, sohbetine tanık oldunuz mu, söylediklerini dinlediniz mi, onunla hiç aynı havayı soludunuz mu, resimlerini gördünüz mü, desenlerine baktınız mı, heykelciklerini gördünüz mü, filmlerini izlediniz mi, yazdığı yazılarından birini okudunuz mu Bu sorulardan birine evet diyorsanız, dünyanın mutlu insanlarındansınız. İnsanı insan yapan özelliklerle karşılaştınız demektir. Dünyaya açıldınız demektir. Çünkü Abidin Bey, resimlerinde, yazılarında, konuşmalarında, sanatında ve yaşamında, sizin için bir dünya yaratır. (Burada yalnız sanatsal yaratıcılık değil söz konusu olan). Siz o dünyada değişirsiniz, değiştirirsiniz. Evet, sizin için bir dünya yaratır, güzellik, doğruluk, umut yaratır, ilişkiler, yaşamlar, gelecekler yaratır ve size avuçlarıyla sunar.

(Avuçları deyince... Haklısınız Azra Erhat: Üç güzel el bilirim ben demiştiniz. Orhan Velinin, Abidin Dino'nun ve Balıkçının ki... Orhan Velinin ellerini hiç görmedim, Halikarnas Balıkçısı'nınkileri anımsamıyorum. Ama Abidin Dino'nunkileri hiç unutmayacağımı biliyorum. Yalnız şimdi hayran hayran, Abidin Beyin ellerini izlememin sırası değil, çünkü not tutmam gerek. Paris damlarının altında, o konuşmaya, anlatmaya başladı bile:)

çe18 çe275899 çe13

-1913'de İstanbul'da doğdum. Ben altı aylıkken, ailem İsviçre'ye, Cenevre şehrine yerleşti. Birinci Dünya Savaşı koptu. Altı yıl İsviçre'de kalındı. Arkasından aile Paris'e yerleşti. Üç, dört yıl Paris'te kalındıktan sonra, Korfu adasından geçerek yurda dönüldü. Kalabalık aile, Yeniköy'de, Nuri Paşa Yalısı’nda toplanmıştı. İstanbul'da herkes fes ve çarşafla dolaşıyordu. Böylece ilk feslerimi kalıplattım...

Anlamadım, fesleri...

-Fes kalıplatma kokusu hala burnumdadır biçimi bozulmuş olan fesi ütületmekti. Dükkanlar vardı bu işi yapan... Şapkaya alışık olduğum için festen sevinçle ayrıldım. Eski harfleri öğrenmiştim fakat Latin harflerine geçiş doğaldı. Paris'te okula gittiğim için yeni harfler, benim için yeni bir şey değildi.. Çok erken yaştan başlayarak resim çiziyordum. Üç ağabeyim de ressamdı. Ben de onları izledim. (Ağabeyleri: Ali Dino, Arif Dino ve Ahmet Dino)... Robert Kolej'i denedim ama, resimden gayri hiç bir şeyle ilgili olmadığımı çabucak anladım.

-Küçük yaştaydım, önce babam, sonra da annem ölünce bu sefer Babıali Okuluna yazıldım. Suphi Nuri İleri, İleri gazetesinin kurucusu, eniştemdi. Kardeşi, ünlü karikatürist Sedat Nuri, çok yakınımızdı...Böylece basın mahallesine ayak atmam doğaldı. Karikatürcü olarak ilk çalıştığım gazete, Arif Oruç’la Nizamettin Nazif'in çıkardığı Yarın gazetesiydi... Serbest Fırka zamanıydı, gazete o zamanın en büyük tirajlarına çıkmıştı. Daha sonra Fuat Carımın, Ağaoğlu'nun çıkardığı gazetelerde hem röportaj, hem karikatür yapmaya başladım...

Abidin Dino Babıali'ye geldiğinde yıl 1933, yaşı 20'ydi. Kısa sürede Babıali'nin tüm yazarlarını tanıyacaktı. İlk çalışmaları sırasında en önemli röportajını Halkın Dostu gazetesi için yapacaktı: Atatürk'le çizgilerle bir röportajdı bu. Ata'yı çiziyordu ki, o çizdiğini gördü. Abidin Dino'yu yanına, çağırdı. Resme baktı, beğendi. Yalnız önümde kadehle olmaz, o kadehi sil dedi Atatürk. Dino resme imzanızı atarsanız, silerim dedi. Önce Atatürk, gülerek, imzasını attı, sonra Abidin Dino, özenle resimdeki rakı kadehini sildi. Daha sonra Atatürk, Abidin Dino'ya bir içki ısmarladı, aylar geçti ikinci kez Park Otelde karşılaştıklarında (Bedri Rahmi'yleydik. Ata'nın geldiğini belli eden bir telaş vardı) Atatürk, yanlarından geçerken, onu 'Merhaba ressam' diye selamlayacak ve ressama içki yollayacaktı.

-Resim ve resim kültürü daha başlangıçta vardı Abidin Dino için. Ailede vardı, çocuklukta vardı, Babıali'deki çalışmalarında vardı. İlk resimlerimin akademik çalışmalarla ilgisi yok. Fikret Mualla, Arif Dino gibi kendine buyruk ressam vardı önümde... İlk resimlerim, çok yorum getiren, biçimde abartmalar getiren, soyutla somut arası birtakım resimlerdi. Kimileri sürrealist diyordu. Ama değildi. düşsel, sayıklamalarla ilgili resimlerdi, bu ilk resimler 1933'te arkadaşlarıyla kurduğu D Grubunun sergilerinde yer alacaktı. Bu sıralarda Cumhuriyet'in onuncu yıl dönümü için, Sovyetlerden Türkiye'ye bir sinema grubu gelmiştir. Aralarında Yutkeviç' de vardır. D Grubu’nun bir sergisini görürler.

-Yutkeviç, resimlerimi ilginç buldu. Türk ressamlar için Moskova'da bir sergi düzenlemek söz konusu oldu. Ben, sinemayla çok ilgiliydim. Kendime göre, sinema üzerine teoriler kuruyordum. Leningrad'daki Len-Film stüdyolarından bir çağrı gelince, derhal gittim. Üç yıl kaldım orada çok insan tamdım, çok şey öğrendim ve anladım...

z06 zPicture0029 z05

Sovyetler Birliğindeki üç yılı, Paris'teki birkaç ay izleyecektir. Burada bir an duralım: O günden, bugüne, dünyanın neresinde olursa olsun, Abidin Dino, o ülkenin, o yörenin, o toplumun, ustaları, sanatçıları, bilim adamlarıyla bir aradadır, birliktedir, dosttur. Tümünü sıralamamak, çeşitli dallardan birkaç örnek vermek için: Sovyetlerde Ayzenştayn, Babel, Şostakoviç, Fransa'da Picasso, Tzara, Cocteau, Gertrude Stein, daha sonra Vercors, Aragon vb... Nedir bu işin sırrı?

-Gülüyor: Tesadüfler yardım ediyor. İnsan tanımada mavi boncuğum var..

Yok, yok boncukla, moncukla olacak şey değil, başka bir yanıt istiyorum.

Galiba, mesele Türk kültürünü onlara anlatabilmek, tanıtabilmek. Sanatçılar, bilim adamları kendi kültürleri dışında, başka kültürleri tanımak istiyorlar... Türkiye'den bir şeyler getirmeye çalışıyorum.. Tüm dünyada ilişki kurmak için bir ülkenin kimliğini, gerçek kimliğini tanıtmak çok önemli.

-Peki öyleyse, işte Picasso'yla ilgili bir anı. (Dostu olan her sanatçıyla anılara girmemize olanak yok ama bunu yazmadan geçemiyorum. Abidin Bey anlatıyor:) Arif'le bana, sanatının son temsilcilerinden olan Hattat Nuri Hoca, bazı çizgi sırları vermişti. Başka kimseye bu sırları vermemek koşuluyla... Bir tür kuş tüyü sayesinde, eli hiç kaldırmadan uzun ince çizgiler çizebiliyorduk. Henüz o zaman tükenmez yoktu bir gün 1938'de bu tür bir resmimi Picasso'ya gösterdim. Çok sevdi. Ben de ona bir tüy hediye ettim.

-O sıralarda Picasso'nun birlikte yaşadığı Dora Maar bir kaç gün sonra bana surat asarak şunu anlattı: Picasso meraktan deli olmuş. Tüyün bir benzerini bulabilmek için gece gündüz evde ne kadar yastık varsa deşip deşip denemiş, tüyün sırrını çözememiş. Peki neydi bu tüy Abidin Bey. Yoo, onu sormayın, söylemem. Bu anlattığım olay 38'deydi. Yıllar sonra 51'de yeniden Paris'e döndüğümde, Picasso tüy hâlâ bende demişti beni görür görmez...

1938'de, Paris'ten Türkiye'ye döner Abidin Dino. Bu tarihten sonra Liman Grubu'nun resimlerinden oluşan bir sergi, olay niteliğini taşıyacaktır. Neydi Liman Grubu'nun önemi.

-İmecenin egemen olduğu bir gruptu. Selim Turan, Nuri İyem, Avni Arbaş gibi arkadaşlar vardı. Liman emekçileriyle ilgili sergi büyük ilgi uyandırdı. Önemi, sanırım, yalın gerçekle şiirsel yorumu bir arada taşımasından doğuyordu. Bir bileşimdi...

Yıllar boyu, yalın gerçeği, ülkesinin, toplumunun,insanının gerçeğini resimle yorumlarken Dino, bir görenin bir daha aklından çıkmayacak eserler oluşuyordu. (Nasıl unutabilirim ki o insanları, kıvrılan, yürüyen, akan insanları, tükenmeyen yüzleri, çoğalan elleri, doğayı, denizi, gökyüzünü...)

dsdino3 dsdino5 dsdino4

1942den sonra, köy konuları resmi yapmama olanak verdiği dediği Anadolu yolları, Çorum, Adana ve çevreleri. Anadolu insanları,yolları ve sorunları, resimle, yazıyla birlikte vardı: Oyun yazdı, öykü yazdı, senaryo yazdı.

-Kel adlı piyesim, basılınca toplatıldı. Çorum bölgesindeki köylülerle ilgiliydi!.. Toros Destanı adlı film senaryom işgalci Fransızlara karşı kendiliğinden direnişe geçen Adana köylüsünün, belgelerden derlenmiş öyküsüydü milliyetçilik açısından sakıncalı bulundu. Bir ikinci senaryo denemem Balıkçılar ve Çingene Kızlar, ahlaka aykırı bulundu. Verese adlı oyunum 1950’de aramada gitti, gelmedi. Yasaklar içinde dolandım, durdum. Sağlığım da iyi değildi...

Yasaklar içinde dolanıp durduğunda ve Türkiye'den ayrıldığında, yıl 1951’dir.

-Türkiye'den, çok yakın bir gelecekte dönmek üzere ayrıldım... Bir süre karşılıklı sustuk. Sonra ekledi, her zamanki gibi... Ayrılık, uzaklık, gurbet, özlem, hasret, ayrılık yine ayrılık... Bunlar nasıl anlatılır ki sözlerle...

-Türkiye'den çıkışım yapay bir çıkıştı. Türkiye'den ayrılmam için, ilgimi kesmem gerekirdi. Oysa kafam ve yüreğim Türkiye'de. Burada, Fransa'da yaşadığımı söyleyemem. Burada, Türkiye'yi yaşıyoruz. Avrupa ülkelerinde, iki milyon Türk emekçisinin çoğu da böyle yaşıyor... Türkiye'nin tarihsel bir kaderi belki de: Gariplik... Gariplik zor bir meslek. Birkaç yüzyıldır yaşanan gariplik...

ffabidin-dino-Paris AbidinDino-TülayGerman-ErdemBuri-12Mart1981PalaisdesCongrès­¼aris

-Anadolu dervişleri hep Horasan'dan söz ediyordu Horasan sayıklıyorlardı, hep başka bir yeri... Dünya bugün bu garipliği yaşıyor. Milyonlarca insan toprağından uzakta yaşıyor. Bundan ürkmek gerek. İnsanın ülkesi belki de kafasının içinde. Yalnız toprak değil, ülke diyorum. Ondan Türkiye'den başka hiçbir konu hiçbir düş girmedi resmime. -

1951de, çok yakın bir gelecekte dönmek üzere Türkiye'den ayrılan Abidin Dino, ilk kez 1970'te dönebildi Türkiye'ye:

-Bilmediğim bir şey yoktu: Uçaktan iner inmez, yine Sansaryan Han'a davet ettiler. Soba ve iskemleler aynıydı. Kediler yine vardı. başka bir nesil ama yine vardı kediler Sorular aynıydı. Ama bu kez salındım, tutulmadım. Sergimi açtım. Benim için büyük bir sevinçti.

Sevinçler, üzüntüler, sorular, salınmalar arasında yıllar geçti, yıllar geçiyor. Ya yılların ağırlığı var mı böyle bir şey?

-Yılların geçtiğini pek fark etmiyorum. Kimi kuşaklar yaşlanmayı biliyor... Ben, yaşlılık nedir pek anlayamıyorum, belki bir sakatlık... Yaşımla kendi içini bağdaştıramıyorum. Aynaya bakınca da kendimi tanıyamıyorum. Ölümü, yaşla ilgili düşünmedim hiç. Ama her zaman gündemde bir konu zamana yetişmek gibi bir kaygım yok. Kendime dönük olmadığımdan her halde... Beni asıl ilgilendiren başkaları, başkalarının yarattığı, başkalarının gücü...

Kim bu başkaları, herkes mi bütün insanlar mı?

-Dünyayı değiştirmek için savaşan insanlar. Dünyayı daha güzele, daha insanca yaşamaya, bencillikten kurtarmaya, birlikte yaratmanın keyfini paylaşmaya çalışanlar... Dünyamızın tılsımlı sözü imeceyi ben icat etmedim... Türk köylüsünün, insanının buluşudur o... İşte beni ilgilendiren başkaları, bu savaşı verenler...

çhPicture0031 nurullahberkhv1 çhPicture0008

Artık burada dayanamadım ve kopya çektiğim soruyu sordum: 'Siz Abidin Bey, mutluluğun resmini yapabilir misiniz diye sormuyorum yapabildiniz mi?'

-Mutluluğun değil ama sevincin resmini zaman zaman yaptım. Mutluluk süreklilik gerektiren bir şey. Resim tarihinde pek de yapabilen olmadı. Korkunun, çirkinliğin, sefaletin, mutsuzluğun yapıldı da, mutluluğun hayır. Büyük sevinçler yaşadım. Evet, tekrar tekrar yaşadım. Bir ömür boyu Güzin'le yaşamak mutluluğun eşiğinde yaşamak demek. Güzin olmasıydı, çoktan yok olmuştum. Hastanelerde çok vakit geçirdim...

Güzin Dino: Abidin Dino'nun eşi. Ankara ve Paris üniversitelerinde öğretim üyeliği yapmış, sayısız çeviriye imzasını atmış. Güzin Dino'yu daha yakın tanımak istediğimden, Güzin Dino, sizin için... diye başlamamla, atılıyor Abidin Bey:

-Her şey demek.

Aşk mı bu nasıl ? Nerde?

-Aşk, her yerde. Hele sanatçı olunca. Aşk, eski bir Anadolu geleneği. Anadolu hep aşkı sayıklamıştır. Biçimleri çizmek de aşk. Halk şairlerinde güzel sözcüğü tekrarlandıkça, yapay bir tekerleme sanırdım. Oysa yaşla güzelin çarpıcı bir gerçek olduğunu anladım. Güzel, bir resim, bir çiçek, bir kadın olabilir. Ve güzele aşık olunur.

Ah, Abidin Bey, nasıl da biliyor sözcükleri seçmeyi. Bir ömür boyu yazarlarla, ozanlarla, yazı yazan insanlarla bir arada yaşamaktan mı (Babel, Aragon, Elsa, Nazım, Garip Grubu, Sait Faik'ten Sabahattin Eyüboğlu'na, bu iç içelikten mi.. )

Ama bana öyle geliyor ki, o sözcüklerle de resim yapıyor. Sözcükler belki bir resim çeşidi. Ve ansızın İstanbul ve Ankara'daki son sergilerini, Doksan Çiçek, Dokunsan Çiçek sergisini anımsıyorum. Doğanın değil, kendi yarattığı gerçek çiçekleri. Aşk çiçeklerini, umut çiçeklerini, tohuma duran, doğuma duran, sevince ve acıya duran, güneşe uzanan çiçekleri. Bu çiçekler, resim gibiydi, sözcükler gibiydi, gerçek gibiydi..

frabdin26dt fPicture0013 frabdin26dt25

-Sözcükler de bir resim çeşidi. Ama ben yazı yazmakta süreklilik gösteremedim. Resimle yazı yaz dini belki de. (Ben içimden belki değil Abidin Bey, öyle yaptınız derken, o sürdürüyordu konuşmasını.) Film çeviremedim Türkiye'de, piyes oynatamadım. Sürekli çaba öyle önemli ki: Ben de sanırım tek süreklilik resimde.

Konuşmamız burada, burada bitecekti ki ekledi Abidin Dino:

-Süreklilik resimde, süreklilik hasrette, süreklilik Türkiye'de, süreklilik Güzin'de...

Paris'teki çatı katından ayrılırken ben de içimden süreklilik Abidin Dino'da diye tekrarlıyordum. Kentin üzerinde pırıl pırıl bir güneş vardı.

ffA. Dino jpeg ff29_629AbidinDino

Abidin Dino (1913-1993)
Ressam-Yazar


Abidin Dino, 23 Mart 1913'de İstanbul’da dünyaya geldi. Aynı yıl ailesi Cenevre’ye yerleşince 12 yaşına kadar burada büyüyen Dino, 1.Dünya Savaşı’nın ardından İstanbul’a döndü. Robert Koleji’nde başladığı eğitimini resim ve karikatüre duyduğu ilgi nedeniyle yarıda bıraktı. Aynı zamanda edebiyat’la da ilgilen Dino, o dönemde abisi Arif Dino’nun da desteğiyle kendini tamamen sanata adadı.

Yarın Gazetesi’nde desenleri ve ilk kez 1931'de Artist adlı dergide de yazıları yayınlanan Dino, yaptığı herşeyde yeniliğin peşindeydi. 1931 ve 1932 yılları arasında Esrarkeşler ve Parmak İstifleri adlı dizileri gerçekleştiren Abidin Dino, Pertev Naili Boratav’ın Türk Masalları ve Nâzım Hikmet’in Kuvayı Milliye adlı eserlerini resimledi.

28685444spe kuvayimilliyensanlar019lu2 kuvayimilliyensanlar014xy2

1933'te D Grubu topluluğunu diğer ressamlar Nurullah Berk, Cemal Tollu, Zeki Faik İzer, Elif Naci ve heykeltıraş Zühtü Müritoğlu ile birlikte kuran Dino, yine yenilik peşindeydi. Bu toplulukta düşünce yanı ağır basan resimler yapmayı amaçladılar ve meydana getirdikleri eserlerle birçok sergi açtılar.

Aynı yıl SSCB’li yönetmen Sergay Yutkeviç’in Türkiye’nin Kalbi Ankara filmini çekmek için Türkiye’ye geldiği sırada, Dino’nun resimlerini gördü ve Mustafa Kemal Atatürk'ün de ricasıyla, o’nu Leningrad’a davet etti. Böylece 1934'de sinema eğitimi almak için gittiği Leningrad’da dekoratör ve ressam olarak Yutkeviç’in çalışmalarına katıldı ve onun yönettiği Madenciler adlı filmde çalışma imkanı buldu. Abidin Dino, geçen üç yılın ardından, 2.Dünya Savaşı’nın çıkmasıyla oradan ayrıldı ve bir süre Londra’da yaşadıktan sonra, Paris’e gitti ve burada çalışmalarda bulundu. Yine ressam ve dekoratör olarak çalıştığı bu dönemde Pablo Picasso, Tristan Tzara, Eisentein, Andre Malraux ve Gertrude Stein gibi önde gelen sanatçılarla da yakınlıklar kurdu.

1939'da İstanbul’a döndüğü sıralarda yoksul insanlara ve balıkçılara olan ilgisinin üzerine, onun gibi düşünen sanatçılarla birlikte 1941'de Liman Grubu diye anılan Yeniler Topluluğu’nu kurdu. Liman çevresindeki balıkçıların resimlerinden oluşturularak açılan sergi büyük ilgi gördü. Aynı dönemde bir yandan da siyasal çalışmalarda bulunan Dino, İstanbul Sıkıyönetim Komutanlığı tarafından Mecitözü’ne, ardından da Adana’ya sürgüne gönderildi. Dino, 1943 yılında Kenanpaşazade Sait Bey’in oğlu olan Osmanlı Bankası Resmi İşler Müdürü Asım Bey’in kızı dilci, öğretim üyesi, çevirmen ve yazar olan Güzin Dino (Dikel) ile evlendi. Adana’da yaşadığı dönemde, resimlerinde pamuk işçilerini işleyen Dino, “Kel” adını verdiği bir oyun yazdı, “Türk Sözü” isimli bir gazete yönetti ve 1950 yılında “Çingeneler” adında bir film de senaryosu yazdı.

ffs.ali27 ABIDIN~6 nazim8_jpg

Sürgün yıllarının ardından İstanbul’a dönen Dino, “İkinci Dünya Savaşı” adlı diziyi gerçekleştirdi ve 1952 yılında tamamen Paris’e yerleşti. Amerika, Fransa ve Cezayir’de sergiler açmasının ve karma sergilere katılmasının yanı sıra, bir dönem Fransa Plastik Sanatlar Birliği’nin Onur Başkanlığı’nı yaptı ve New York Dünya Sergisi’nin Sanat Danışmanlığı’nı yürüttü. İki yıl sonra eşi de Paris’e yerleşti. Güzin Dino, Paris’teki Ulusal Bilim Merkezi’nde çalıştı ve Doğu Dilleri Enstitüsü’nde öğretim üyeliği yaptı.

Dino, tek bir konuyu ele alarak yaptığı resimlere, “İşkence” (1955), “Atom Korkusu” (1955), “Uzun Yürüyüş” (1955), “Uzay” (1959), “Adalar” (1964-65), “Savaş ve Barış” (1966), “Çıplaklar” (1976) gibi isimler vererek onları sergiledi. Aynı yıllarda, Yaşar Kemal’in “Deniz Küstü” (1978) adlı romanını, İlhami Bekir’in “Unuttum” (1979) ve Melih Cevdet Anday’ın “Tanıdık Dünya” (1984) adlı şiir kitaplarını da resimledi. Dino, 1966 yılında da yönetmenliğini yaptığı “Golemata Voda” adlı belgesel film ile, Flaherty Ödülü’nü kazandı.

Abidin Dino, 7 Aralık 1993 günü, 80 yaşındayken Paris’te Villejuif Hastanesi’nde vefat etti. Dino’nun cenazesi İstanbul’a getirildi ve Aşiyan Mezarlığı’nda toprağa verildi.
Ölümünün ardından “Kültür, Sanat ve Politika Üstüne Yazılar” adı altında, Kısa Hayat Öyküsü, Kel ve Verese adlı oyunları, Eller, Pera Palas, Sinan adlı anlatıları ve 1938-1993 yılları arasında yazdığı yazılar yayımlandı. Eşi Güzin Dino’nun da Gel Zaman Git Zaman – Abidin Dino’lu Yıllar adlı bir kitabı bulunmaktadır.

Ne Güzel Çocukluktu, Adam Yayıncılık Pera Palas, Sel Yayıncılık Ölüm mü Ne Buluş Sinan Bir Düşsel Yaşamöyküsü

Sensiz Her Şey Renksiz Yeditepe Öyküleri kkAbidin Dino_Verese Kel A'dan Z'ye Abidin Dino

Kitapları..

-Abidin Londra'da Dünya Kupası Maçlarını Filme Alırken-YKY
-El-Norgunk Yayıncılık
-Kısa Hayat Öyküm-Can Yayınları
-Sinan Bir Düşsel Yaşamöyküsü-Can Yayınları
-Yeditepe Öyküleri-Can Yayınları
-Kültür, Sanat ve Politika Üstüne Yazılar-Adam Yayıncılık
-Ne Güzel Çocukluktu-Adam Yayıncılık
-Gören Göz İçin Fikret Mualla-Dünya Kitapları
-Nazım Üstüne-Sel Yayınları
-Pera Palas-Sel Yayınları
-Eller-Sel Yayınları
-Ölüm mü? Ne Buluş!-Sel Yayınları
-Verese-Kel-Adam Yayıncılık
-Yeditepe Öyküleri-Türkiye İş Bankası Yayınları
-Kızılbaş Günlerim-Sel Yayınları

dino403211d3401370d8by

Kişisel Sergileri..

1955 Galerie Kleber, Paris
1955 Galerie Camille Renaud, Paris
1956 Galerie La Demeure, Paris
1957 Cadan Gallery, New York
1958 Picasso Müzesi, Antibes
1959 Galerie Schoeller, Paris
1960 Galerie Deent, Amsterdam
1962 Galerie Partis Pris, Grenoble
1964 Galerie Spisovatele, Prag
1964 Galerie Ritter, Zürih
1964 İbn-i Haldun Müzesi, Cezayir
1964 Galerie Casanova, Paris
1965 Scott-Faure Gallery, La Jolla, California
1966 Dom Pisatili Galerisi, Moskova
1968 Galerie Henriette Gomez, Paris
1969 Galerie Deent, Amsterdam
1970 Galeri 1, İstanbul
1971 II Poliedro Galeria, Roma
1972 Galerie Leonardo da Vinci, Potenza
1972 Galerie Estève, Paris
1976 Çıplaklar, Palais Municipale, Saint-Paul de Vence
1977 Doksan Çiçek/Dokunsan Çiçek,Vakko Sanat Galerisi,Ankara
1978 Siloghi Galerisi, Atina
1978 Galerie Le Scriptorium, Paris
1978 Vakko Sanat Galerisi, Ankara-İzmir
1979 Deniz Küstü, Vakko Sanat Galerisi, Ankara-İzmir
1979 Bedri Rahmi Galerisi, İstanbul
1980 Türkay Sanat Galerisi,Stuttgart
1980 Galerie dans la Galerie, Paris
1980 Galerie Place Beauvau, Paris
1981 Adalar, Bedri Rahmi Galerisi, İstanbul
1981 Adalar, Vakko Sanat Galerileri
1981 Adalar, Saint-Germain en Laye
1982 Galerie Praestasgaarden, Danimarka
1983 Günümüz Türk Sanatı, Fondation Corrente, Milano
1983 Vakko Sanat Galerisi, İstanbul-Ankara
1984 El, Galeri Nev, Ankara
1985 Urart Sanat Galerisi,İstanbul-Ankara
1985 Pamukbank Suadiya Sanat Galerisi, İstanbul
1986 Yalınlar, Galerie Espace Pont Neuf, Paris
1986 Bu Dünya, Galeri Nev, Ankara
1987 Bu Dünya, Galeri Nev, İstanbul
1988 Jacques L. Jourdan-Jopie, Paris
1988 Garanti Sanat Galerisi, İstanbul
1988 Acıyı Çizmek,Vakko Sanat Galerisi, İstanbul-Ankara
1988 Yalınlar, Galeri Nev, Ankara
1989 Galerie Vieille du Temple, Paris
1989 Antibes Resimleri-Açılar-Pencereler, Galeri MD, İstanbul
1990 Çiçekleme, Galeri Nev, Ankara/İstanbul
1990 Musée de la Céramique, İtalya
1991 Galerie Bussola, Turin
1992 Yüzler, Galeri Vieille du Temple, Paris
1993 Ak la Ka ra, Galeri Nev, Ankara-İstanbul; Kızılkule-Antalya
1993 HP Galerisi, Lefkoşa
1994 1. Ölüm Yıldönümü Sergisi, Galeri Nev, İstanbul
1996 Üç Şehir:Antibes,Paris,YKB Galerileri, İst.-Adana-İzmir
1997 Abidin Dino’yu Anma Sergisi, Fransız Kültür Merkezi, İzmir
1997 Galerie Vieille du Temple, Paris
1999 Kafalar, Galeri Nev, İstanbul
2001 Bir Desen Ustası, Garanti Bankası Sanat Galerisi, İstanbul
2001 Art Shop, İzmir Galeri Nev
2003 El Mikrocerrahi ve Ortopedi Hastanesi, İzmir Galeri Nev
2003 Milli Reasürans Galerisi, İstanbul
2003 Yapı Kredi Kasım Taşkent Galerisi
2003-2004 Güzin’in Abidinleri, Galeri Nev Ankara/İstanbul

intihar-eden-yazarlar-20_b abidin-dino

Katıldığı Karma Sergiler..

1952 16. Venedik Bienali
1954-1962 Salon de Mai, Paris
1964 Türk Sanatçılar Sergisi, Musée de l’Art Moderne de la Ville
1976 Yedi Türk Ressam, Centre Culturel, Venissieux
1977 Siloghi Galerisi, Atina
1979 Poésie Murale, Bourges
1979 Beş Türk Ressamı, Türkay Sanat Galerisi, Stuttgart
1982 Bugünün Türk Ressamları, Fondation Corrente, Milano
1982 Henry Thomas Foundation, Musée de l’Art Moderne de la Ville
1983 İnsan Görüntüsü, Galerie Sculptures, Paris
1983 d Grubu 50. Yıl Resim ve Heykel Sergisi, Garanti Sanat Galerisi
1986 Çağdaş Türk Plastik Sanatları Sergisi, Ankara
1987 1. Uluslararası İstanbul Bienali
1989 Jacques L. Jourdan-Jopie, Paris
1989 İslam Dünyasında Çağdaş Sanat, Barbican Centre, Londra
1990 10. Uluslararası Sanat Fuarı, Galeri Nev
1940 Kuşağı, Tem Sanat Galerisi, İstanbul
1940 d Grubu’ndan Bir Kesit, Şekerbank Sanat Galerisi, Ankara ,
1940 Paristanbul, Cité International des Arts, Paris
1991 1. Sanat Fuarı, Apocalpyses, Saint-Germain en Laye
1991 La Bussola Galeria, Torino
1992 Galerie Hermés, Paris
1992 Galerie Vieille du Temple, Paris
1994 1950-2000 T.C. Merkez Bankası
1994 Çağdaş Türk Sanatı Kolesiyonu Sergisi, AKM, Ankara
1995 Devlet Resim ve Heykel Müzesi, Ankara
2000 Beden/Ego, Galeri Nev, Ankara/İstanbul
2000 Hayal/Hakikat, Galeri Nev, Ankara/İstanbul
2000 Mekan/Zaman, Galeri Nev, Ankara/İstanbul
2000 Nazar/İktidar, Galeri Nev, Ankara/İstanbul

fflenfilm

Filmler

-Goal! World Cup (Belgesel) 1966-Yönetmen (Flaherty Ödülü.)
-Çingeneler-1950-Senaryo Yazarı
-Shakhtyory-1937-Sanat Yönetmeni (Yön. Sergei Yutkevich)

zy19 Abidin Londra'da Dünya Kupası Maçlarını Filme Alırken zy275897

"Filmin kurgusu için geceli gündüzlü çalıştım. Bu uğurda, üçer kişilik, dört grup kurgucunun başında, aralıksız bir seçme sorumluluğunu yüklendim. 300,000 feet filmden gerekli parçayı bulup yerine yerleştirmek için, belleğimizi fazlası ile kullanmamız gerekiyordu. Tokyo olimpiyat filmini 8 ay boyunca kurgulayan Japon sinemacıların bol vaktine karşılık, bana verilen zaman bir tek aydan ibaretti. Ayrıca, bir ay seslendirme ile, renkli denetleme eklenirse, 2 ay gibi rekor sayılabilecek bir süre içinde, filmi kontrat tarihine yetiştirdik.Ancak belirtmek istediğim nokta bu değil... Filmin çekişinden önce, yüzlerce resim çizerek, maçların hangi anlayışla çekileceğini, kameraların ne zaman, hangi zeviyelerden, hangi irilikte, nasıl yaklaşmalar ve uzaklaşmalarla konuyu deşeceklerini kararlaştırdım."

"Başka başka sahanlıklarda yerleştirilen kameraların planlanmasından başka, final maçında Wembley'de 4 kamerayı çukurlara oturtmak uğruna, federasyon başkanı Sir Stanley Rous ile az mı tartıştık!.. Alanın düzeyinden tut da, kale arkasına, ya da ışık kulelerine varıncaya kadar her şeyin hesaplanması önemli idi. Kameraları gezer konuşurlarla (walkie-talkie) yönetmek de bana düşüyordu. Fakat, her şeyden fazla, çizgili senaryonun fayda sağladığını düşünüyorum.

Rejisör olarak seçilmem de, bu hazırlık çalışması sonrası kesinleşti. Elbette ki, rejisörün, bir maçtaki olayları peşin olarak bilmesine imkan yok, ancak belli bir durumda operatörden beklenen şeyi anlatmak pekala mümkün oluyor. Örneğin oyuncularla hakemin kavgasının hangi maçta patlak vereceğini bilmiyordum, ama çekicilere bu durumda nasıl çalışacaklarını anlatmış durumdaydım. Nitekim, Arjantin-İngiltere maçında resimlerim fazlasıyla gerçekleşti. Yaralanma, koğulma, penaltı, seyircilerin tutumu, takımların özelliğine göre çekiş cinsinden birçok konuyu önceden açıkladım."

abidindino-pul-eylül2010

Abidin Dino pulu ve soy geçmişi..

Arnavutluk Cumhuriyeti Abidin Dino için bir pul çıkardı. Abidin’in şık bir portresi ve soyut eserlerinden birinin röprodüksiyonu ile. Onu ekte gönderiyorum. Yaratılanın güzelliğine bakmak için. 40 Lekê’lik (liralık) pul Shqipéria (Arnavutuk, Kartallar Yuvası/ Ülkesi anlamında) başlığı altında Abidin Dino’nun doğum ve vefat tarihlerini veriyor, kenarında Piktore te Diaspores (diasporada ressamlar) notunu taşıyor.

Arnavutluk Cumhuriyeti neden Abidin Dino anısına böyle bir pul çıkarmak ihtiyacını duydu ? Abidin’le Arnavutluk arasında ne tür bir ilişki vardır ? Ve benzeri soruları sorabiliriz.
Abidin’in ve ağabeyi Arif Dino’nun 1930’larda ve sonrasında -Arnavut-olarak anıldığını hemen baştan söyleyeyim. Türkiye Komünist Partisi çevresinde Abidin-Arnavut Abidin-veya sadece-Arnavut-olarak anılırdı.

Bu son derece doğaldı çünkü aile Arnavutluk kökenliydi. Hatta Abidin’in baba tarafı, yani Dino ailesi Arnavutluk nam ülkenin kurucusudur bile diyebiliriz. Epir ve Yanya tarafları bu aileden sorulurdu. Bu aile Osmanlı fetihlerinden sonra uç beyi olarak buralara yerleşmişti. Abidin’in dedesi Abidin Paşa Preveze’de bir çiftik ve 99 bin dönüm toprak sahibiydi. (Epir bölgesi 1918 sonrasında Arnavutluk ve Yunanistan arasında bölündü. Yanya vilayeti Yunanistan’da kaldı.)

Abidin’in annesi Saffet Hanım ailesi ise Gaziturhanlar olarak bilinir ve onlar da fetihler sonrasında Mora taraflarına yerleşmişti. (Mora Yarımadası bugün Yunanistan sınırları içindedir.)
Dinolar ve Gaziturhanlar Osmanlılarla birlikte Balkanları, Avrupa taraflarını alan Anadolu feodal beylerindendiler. Bu fetihlere katılmaları sonucu fethedilen topraklar veya toprakların belli bir bölümü onlara bırakılıyordu.

Öte yandan Dino ailesi hem Osmanlı İmparatorluğu’na hem daha sonra Arnavutluk Cumhuriyeti’ne değişik zaman dilimlerinde önemli makamlarda görev alan devlet adamı vermiştir.
Örneğin Abidin Dino’nun babası Rasih Bey’in babası Abidin Paşa (1843-1908) uzun yıllar Osmanlı İmparatorluğu devlet bünyesinde değişik görevler üstlenmiştir : 1866’da Osmanlı hizmetine-silahşör-olarak giriyor. Öteden beri Osmanlı Sarayı muhafızlık hizmetinde Arnavutlar tercih ediliyordu. Abidin Paşa’nın ağabeyi Veysel de aynı yoldan geçti. Her ikisi de Osmanlı devlet hizmetinde adım adım, basamak basamak yükseldiler. Okumuş yazmış olmalarının yanında her biri yedi sekiz dil biliyordu.

Abidin Paşa Osmanlıca ve Arnavutça yanında Rumca, Sırpça, Arapça, Farsça, Latince ve Fransızçaya hakimdi. Önce Adana’ya ve sonra Ankara’ya vali olarak atandı. Dört yıl dokuz ay görevde kaldığı Adana’da Rüştiye Mektebini, ünlü Saat Kulesi’ni yaptırttı, bugün adını taşıyan caddeyi açtırdı. Seyhan Nehri’ni ıslah etmek ve Adana Vadisi’ni sulamak amacıyla kendi olanaklarıyla Yanya taraflarından çok sayıda Arnavut muhafız getirtip işe koyuldu, ancak-Çukurova pamuk cenneti olursa Mısır gibi elimizden gider-korkusuna kapılan Abdülhamid'in-zamanında müdahalesiyle-Abidin Paşa Ankara valiliğine atandı. Sekiz yıl görevde kaldığı Ankara’da kale içindeki Saat Kulesi onun eseridir, ev sahiplerine evlerinde « kenifhane » zorunluluğunu emreden de o oldu… Günümüzde Abidin Paşa Mahallesi ismini taşıyan mekanda kendisine bir köşk yaptırdı… 1881’de Abidin Paşa Hariciye Nazırlığı ( Dışişleri Bakanlığı) görevine getirilmiştir. Daha sonra-Akdeniz Adaları Valiliğine-tayin edildi.

Abidin Paşa’nın ağabeyi Veysel Paşa daha az tanınır ama o da kardeşi gibi bakanlık görevi üstlenmiştir : Zaptiye Nazırı olmuştur ve o dönemlerde Arnavutluk’tan çok sayıda “silahşor”, “fedai” getirmiş ve İmparatorluğun polis teşkilatına yerleştirmiştir. Hatta polis teşkilatını onlarla kurmuştur bile diyebiliriz.

Nitekim uzun yıllar bilhassa İstanbul polis teşkilatı içinde Arnavutlar önemli görevlerde bulundular ve epey etkili de oldular. 1950’lerde bile hâlâ İstanbul polis teşkilatında Arnavutların etkisi duyumsanıyordu. Abidin bunları bana zaman zaman anlattı. Abidin o yıllarda « ıslah olmaz müfrit komünist » olarak biliniyordu. 1942’den itibaren ülke içinde sürgün hayatı yaşamak zorunda bırakıldı. 1950’lerin hemen başındaki İstanbul günlerinde başına epey tatsız iş geldi, gözaltına alındı, takip edildi vesaire vesaire, ancak işlerin daha beter olmamasında Abidin’in Arnavut olması bir yerde bir parça işine yaramış olabilir diye düşünüyorum.

Abidin Dino seksen yılının en büyük bölümünü Paris’te yaşadı. Arnavutluk’la ilişkisi son derece sınırlı kaldı. Buna rağmen Arnavutlar onu unutmadılar : Bu elbette öncelikle Abidin’in ünlü bir ressam, yazar ve çizer olmasından kaynaklansa bile ailesiyle de ilintisini inkar edemeyiz. Hele Arnavutluk’un bağımsızlığını elde etmesinden sonra devlet yönetiminin değişik kademelerinde, bu arada Dışişleri Bakanlığı’nda, Arnavutluk’ta yaşamını sürdüren Dino ailesinden bireylerin bulunduğunu da anımsarsak…

Bugün Arnavutluk Cumhuriyeti’nin kadirşinaslık yapıp Abidin Dino için pul çıkartması tarihin öksürmesi veya bir demet laleyle tebessüm etmesidir. Darısı diğer posta idarelerinin, başına.
(M. Şehmus Güzel)

450px-Abidin_dino_statue_detail dsdino2 abidindinonuneli

Ölümü..

Sessiz bir hastane odasında, evdekinden daha az tedirgindir. Küçük radyosundan klasik müzik notaları dökülürken, zihninde bir merdiven belirir. Notalardan örülü bu merdivende, kendinden geçmiş bir sürü basamak hayal eder. “Bir ömür boyu in, çık, koş, yetiş, sev, çırpın!”
Ameliyatının gerçekleşmesinden sonra, uyandırma odasında hemşirelerle neşeli sohbetler eder. Güzin’in gelmesiyle ortalık şenlenir, her şey anlamını tekrar kazanır. Getirdiği gazeteleri okurken, savaş haberleri tarihin hızlandığı düşüncesini getirir. İstanbul’u özlemiştir. Sabah hastaneden çıkarken, hastaların birbiriyle olan ilişkileri için birkaç cümle yazmadan edemeyecektir. Türk insanın şahane paylaşım duygusunu, Yeniköy ve Beykoz’da geçen birkaç diyalogla anlatır.

Nihayet eve dönme zamanı gelmiştir. İnsanlar arasında tekrardan dolaşır dolaşmasına da, hayalet rolüne alışamamıştır. Kafasında bir cümle defalarca sayıklanır. Anlamsız olduğunu düşünür. Çok geçmeden hastane gidiş gelişleri tekrar başlar. Bir sürü tetkik, ilaçlar, odasında asistanlar tarafından sorguya çekilmeler. Vücudunda biriken ödemin boşaltılması gerekir. Geceleri daha çok yazmaya başlar. Radyosu, tüm bekleyişlerini hafifletir bir biçimde ona eşlik eder.

John Berger kızıyla beraber iki kez ziyaretine gelir. Bu ziyaretlerin sonunda ressamın marifeti üzerine Dino’ya iki sayfalık bir mektup yazacaktır.

Ölümü iki kez deneyecektir bu esnada. Uyanışları, uyuklamaları devam eder. Aradan günler geçer. Elleri bir çınar yaprağı misali kurumuştur. Bir ara eve gitmesine izin verilir. Ama bu geçici bir süreyle gerçekleşir. Hastalığı vücudunun çoğu organında bozukluklara yol açar. Uykusuzluk nöbetlerinde “Ölümü sakın adam yerine koymayın, yoksa kendini bir şey sanabilir.” cümlesini düşer not defterine.

Artık bedenindeki uzuvları bile birbirine yabancılaşmıştır. Günler geceler birbirine karışır. Ölümle kıyasıya bir pazarlık yapma derdine düşmemiştir hiçbir zaman ama, yine de kendini denizin ortasında yalpalayan, battı batacak gibi çırpınan bir gemi olarak düşünmekten alıkoyamaz.

“Damla damla serum. Bunca acı suyun ne işi var kanımın içinde!
İlaç saati!
Yemek saati!
Ölüm mü?
Ne buluş!”
Ölümünden bir gün önce düştüğü son not budur.

H23-1 H15-1 450px-Abidin_dino_statue

Enis Batur'un yazdığı bir yazı..
Abidin: ' Değerli Bir Yaşam ' İstanbul-2000


Abidin Dino’nun yaşamını ve yapıtını konu edinen bir kitabın önsözünü, yoldaşı Güzin Dino, bu kitabı hazırlayan Zeynep Avcı, en yakın dostlarından Ferit Edgü yazabilirdi pekâlâ. Benim bir sunuş yazısı yazmam uygun görüldüyse, bu seçimin bir hikâyesi, arka hikâyesi olduğu için: Üç yıl kadar önceydi; Abidin’in ölümünün ardından, geride bıraktığı malzemeyi Güzin hanımla birlikte elden geçiren Edgü, bana yazılmış ama gönderilememiş bir mektup bulduğunu telefonda söylemişti, ardından mektubu bir pusula eşliğinde iletme inceliğini gösterdi: “Enis 'çiğim, Sözünü ettiğim Abidin’in mektubu işte bu. Kafka’nın sandığı gibi, mektupları her zaman hayaletler kemiremez. Bâki selâm.

Hayaletlerin her zaman mektupları kemiremediği ortadaydı gerçekten de; gelgelelim, söz konusu mektup elime geçtiğinde, tuhaf duygulara kapıldım: Abidin’in hayaleti odama süzülmüştü sanki, ‘gerçekleştiremediğimiz ilk projenin yazgısını tekrarlamasın bu ikinci proje’ diye fısıldıyordu kulağıma, birden görüntüler, anlar üst üste dizildiydi zihnimde: Abidin’le ilk ortak projemiz, benim “Resimli Paris Kılavuzu” alt başlığını taşıyan “Gece Kurda Aittir” şiirimin resimlenmesi üzerineydi- birkaç yıl sürdü yazışmalarımız; Antibes için olağanüstü bir dizi gerçekleştiren Abidin konu yıllardır yaşadığı Paris’e gelip dayandığında tutuklaşmıştı, sonuçta, bugün çalışma odamın duvarından bana bakan “kapak resmi”ni yapabildi bir tek; projemizi belirsiz bir zamana erteleyerek askıya aldık.

abidin-dino-3 abıdın dıno abidin_dino_karikatur_portre_539375 portr_1_abidindino

1993’de, Samih Rifat’la birlikte, Simurg dizisi çerçevesinde gerçekleştirilecek Abidin Dino belgeseli için çekimleri yapmak amacıyla Paris’e gittik; stüdyoda, masasının üstünde bu kez “Başkalaşımlar” duruyordu, neredeyse çocuksu bir heves ve heyecan içinde, ikinci projeye o gün kapı açtı Abidin: Resimden yazıdan örülecek bir kitap yapalım istiyordu, kalan gücünü bu iş için seferber etmeye hazırdı. Kondurmuyordu, ama Ecel’in etrafında dolaşmaya koyulduğunun farkındaydı; vakit dardı; kitabı görmek istiyordu; ötekisi tez canlı davranacakmış. Masasının üzerinde, ortadan ikiye katlayıp üzerine “kitap” yazarak bıraktığı üç sayfalık mektubu bir tür vasiyet saydım - onu buraya alıyorum: Abidin Dino’nun A’dan Z’ye yaşamını ve yapıtını kuşatan, “resimden ve yazıdan örülü” bu kitabın önsözünü kaleme almak için tek gerekçem değil yazarının el yazısıyla aktardığım mektup.

Bir “özel ansiklopedi”nin yazarı olarak, o biçimin içeriği hakkında en fazla kafa patlatmış insanlardan biri sayıyorum kendimi; bu bağlamda, söyleyeceklerim büsbütün anlamsız olmasa gerek, diye düşünüyorum: Bir yaşama, bir yapıta, her ikisinin iskeletini oluşturan irili ufaklı, farklı önemde parçalardan, “madde başlıkları”ndan yola çıkarak yaklaşmak, bana kalırsa yadırganası çözüm yolu değil: Yaşayan, yapıp eden, üreten, ilişkiler kuran bireyin gerçekliğini ille de kronolojik sıralamayla ele alıp işlemekten geçmez, bütünlük kurma isteği, hedefi. Bir mozaiğin ögeleri gibi, toplamın parçaları, değişik harflerin altında sıralanırken anlaşılır ki, kimi tabakalar ömrün büyük kısmına yayılmışlardır, kimileri daha kısa bir zaman diliminde daha yoğun bir üslûpla yer etmişlerdir, edeceklerdir.

ABIDI~13 ABIDI~10 ABIDI~14

Yapıtıyla iç içe geçmiş, yapıtından koparılamayan, ayrı tutulamayacak yaşam hangi noktalara, eksenlere bağlanabilir? Abidin Dino örneğinde zamanlar, mekânlar, insanlar, şeyler çetrefil bir ağ örüyor; bunu algılamamak elde değil. Kavramlar belki her maddeye dağılan tözleriyle bütünlüğü belirliyor gene de: Tutkudan, cüretten, rizikodan, başkaldırıdan söz ediyorum. Tıpkı resmi, sanatı gibi Abidin’in: Soyut ile Somut tek kapta erimediği an, bileşken kap yasasına uyarak, çeşitli oylumlara eşit düzeylerde yayılıyorlar. Zeynep Avcı’nın harfler arası mekik dokuduğu kitabın son, ince ayar okumasını yapmayı üstlenen Samih Rifat’ın bir sabah odama gelip yaptığı yorumun bence altı çizilmeli: “Artık böyle yaşanmıyor”. Böyle yaşamak. Abidin Dino, yeryüzü tarihinin en uğursuz sahalarından birini, yirminci yüzyılı kat etmişti.

Ülkesinde yaşadıklarını peş peşe gözümüzün önüne getirelim önce: Yenilik-gelenek çatışması, toplumsal ve siyasal gerginlikler, iç sürgün, kavgalar ve coşkular, Arif Dino ve Sait Faik, Nâzım ile Yaşar Kemal arası bir yelpaze. Buna, zorunlu göçle başlayan yurtdışı dönemini ekleyelim: Sovyet sinemasından FKP’ye, Picasso’dan Chagall’e, şairlere ve ressamlara, kanlı savaştan soğuk savaşa ikinci yelpazeyi kuralım. Onca yoğunluğa, harekete, renge aklı ermiyor insanın. André Malraux’nun “ortam” hakkında dile getirdikleri üzerinde bir yazımda durmuştum: Arkamızda bıraktığımız yüzyılın özellikle ilk yarısında, “sanatçıların dünyası”nda örgünün bir hayli sıkı olduğu görülür.

Dayanışma duygusunu çekişme duygusu henüz örtbas edememiştir; iş, dostluğun da, tutkunun da engeli değildir; barut kokusu, yılgınlıklar, sert ideolojiler her şeye karşın umudu silememiştir. Abidin Dino’nun yaşamı bu açıdan da örnekseldir: Soyu tükenen bir yaratıcı türünün sanki belgeseli. “A’dan Z’ye Abidin Dino”, yalnızca fırtınalı bir sanatçı yaşamını konu edinmiyor, madde başlıkları içinde bir örtünen, bir çırılçıplak karşımıza çıkan “değer”leriyle, aynı anda, koyu bir hümanizma dersi de ortaya koyuyor.

guzin dinooo

Güzin Dino'yla yapılan bir röportaj..


Bir dünyanın ardından 3 Aralık 2007
Cumhuriyet Gazetesi- Esra Başıbüyük, Yalın Karabey

Abidin Dino ile Sakıp Sabancı Adana'dan dosttular. Dino Paris'e sürgün gitti, Sabancı holding sahibi oldu, adına sanat müzesi açıldı. Şimdi ikisi de yaşamıyor ama Dino'nun işleri ve dünyası Sakıp Sabancı Müzesi'nde sergileniyor, adı "Bir Dünya". Güzin Dino, açılış için İstanbul'daydı, Dino'lu yılların kapısını küçücük de olsa araladı...

Ardı ardına yapılan röportajlardan yorgun Güzin Dino. Biz onun için sonuncu gazetecileriz. Kaldığı otelde konuşuyoruz, karşılayışı gibi yanıtları da içten, ama bizi Abidin Dino'yla geçen uzun hayatın ara sokaklarına sokmamaya kararlı. Yine de ondan söz ederken duyduğu özleme teslim oluyor, gözleri ve beden dili... Güzin Dino'nun İstanbul'da olma nedeni Abidin Dino'nun Sakıp Sabancı Müzesi'nde açılan "Bir Dünya" sergisi. 27 Ocak 2008'e kadar açık sergide Dino'nun dünyasındaki farklı dönemlerde yol alıyorsunuz... Biz "Samih Rıfat'ın anısına" cümlesiyle açılan sergiyi Abidin Dino'nun "ellerini" tutarak geziyor, sonra eşi, dostu, yol arkadaşı Güzin Dino'yla sohbete oturuyoruz...

-Sergi izlenimlerinizi alabilir miyiz? Neler düşündünüz?

Müşterek bir dostumuz var Abidin'le benim, Ferit Edgü. Türkiye'de Abidin'i o temsil ediyor. Satışlarla, röportajlarla ben Paris'te olduğum için temas kurması zor oluyordu. Ferit Bey maddi bakımdan da Abidin'in ve benim sorumluluklarımı üzerine almıştı. Bu sergiyi çok zamandır istiyordu, böyle bir sergi de zaten gerekiyordu. Ferit de önayak oldu. Abidin, Sakıp Sabancı'yla da iyi dosttu, Adana'dan. Sabancı Paris'e geldiğinde bizi mutlaka arardı, uğrardı, ya resim alır, ya dışarı davet ederdi. Adana'da Abidin Paşa Caddesi'nde otururduk, orada Abidin Paşa'nın torunu ve gelini olarak görülüyorduk, Adanalılar çok sıcak insanlardı, orada çok hoş zamanlarımız oldu.

ELI_ASVEDOSTLARI14MAYIS1980(Elias Petropulos koleksiyonu) ffPicture0017

-Abidin Dino'nun birçok eseri Sakıp Sabancı Müzesi'ne bağışlandı. Bu kararınızın nedeni de bu dostluk muydu?

Evet, ayrıca bendekiler var. Buraya 85 resim yolladım, 60 tanesi seçilip müzeye verildi, kalanlar ise Ferit Edgü'de. Sergi yapılmasa da bu resimler müzeye verilecekti. Ben bunları düşünürken Sakıp Bey hayattaydı. Yaşasaydı muhakkak o da bunu isterdi. Nazan Ölçer'in müzenin müdürü olması da Abidin'in şansıdır. 93'te Nazan Hanım İslam Eserleri Müzesi'nin müdiresiydi ve oradan ayrılmak üzereydi. Abidin de o sene Nazan Hanım'la, mutlaka bu kış sizin müzenizde bir sergi yapalım diye sözleşmişti ama Abidin o yıl öldü ve sergi yapılamadı. Nazan Hanım emekliye ayrılınca, Sakıp Bey hemen aldı, onu. Bu, müthiş bir şans oldu, Sakıp Sabancı, Nazan Hanım ve Ferit Edgü. Müthiş.

-Neden retrospektif bir sergi değil de "Bir Dünya"?

Öncelikle eserlerinin çok büyük bir kısmı bu sergiyle ortaya çıkmış oldu. Sergi zaten Abidin'in resim retrospektif sergisi degil, Abidin Dino'nun dünyasını anlatıyor. Mektupları var, yazıları var, kitapları var. Kısaca, bütün dünyası var.

-Sergiyi gezdiğimizde Abidin Dino'nun dünyasındaki çeşitliliği görüyoruz, peki siz nasıl anlatırsınız onu?

Kolay değil tabii, anlatmak. Tanışmadan önce benim haberim yoktu fakat, müthiş bir karizması varmış meğer, nerede saklıyorduysa onu. Genel karizma, sadece hanımlar değil, beyler, kediler, köpekler... Misal bir yerde oturuyoruz, hemen kediler toplanırdı etrafına. Ben de şaşırırdım. Ablası annemle ahbaptı. Ben de çalışıyordum o sırada, annem dedi ki bir gün, bir dergi çıkmış, git o dergiyi al, üst kattan. Ben de gittim, Abidin kapıyı açtı, sanki kırk yıldır tanışıyormuş gibi karşıladı beni, girdik içeri, dergiyi filan unuttuk, bir sohbet, bir sohbet... Çok rahattık. O karizmaya yakalanmış oldum böylece. Aşkın başlangıcı da karizmadır, ona takılınca bir daha da kopamazsınız.

z03 abidizn-dino z01

-Arkasından da 50 senelik bir yol arkadaşlığı... O uzun süreçten geriye kalanlar neler?

Çok zor zamanlar yaşadık, maddi bakımdan, ama yaşadık ve çıktık, işin içinden. İki taraf birbirine bağlı olunca, heyecanlı bir yaşantı oluyor. Fazla düşünmüyorsunuz. Bir hikâye anlatayım bunu ifade etmek için. Abidin, Adana'da bir gazetede çalışıyordu, ben de ders veriyordum. O sıralar hesaplı yaşıyorduk. Bir gün gazeteye uğradım, kaç paramız var hesapladık, "Bu akşamı çıkarır, mesele yok" dedi, ben de "Peki" dedim. Akşam üzeri tekrar uğradım, bir de baktım masanın üstünde nefis bir alet, hem çekiç, hem tornavida, hem törpü, hem kerpeten. Parlak metalik bir şey. "Bak ne güzel" dedi. "Ne oldu" dedim, "Satın aldım" dedi. "Kaç paraya aldın" diye sordum, tam cebindeki para kadarmış meğer. "İyi" dedim, ama içimden kızıyorum, farkına vardı, "Yahu boşver nasılsa çıkarız işin içinden" dedi.

-Abidin Dino'yla tanışmadan önce nasıl bir hayat düşünüyordunuz?

Türkiye'de İstanbul Üniversitesi'nin en parlak devrinde asistan olmuştum. O sırada Hitler'den kaçan birçok profesör İstanbul'a gelmişti. Almanya'nın en parlak Fransız edebiyatı profesörleriydi. Ben Leo Spitzer'in talebesi oldum. O günlerde Abidin'le tanıştım. O Adana'ya sürüldü. Ne yapacaksınız? Arkasından gittim tabii. Zor zamanlardı. Hiç pişmanlığım yok, ama çılgınlık var, her şeyi bırakıp arkasından gittim.

-Zor bir insan mıydı Abidin Dino?

Hiç değildi. Sadece kavga edersek küserdi, ben uğraşırdım barışmak için, o tarafı zordu.

-Çok uzun bir süre Paris'te yaşadınız, Fransız vatandaşlığına geçmediniz, 50 yıl orada, Türk kimliğiyle yaşadınız...

Evet. Hiçbir zaman ikimiz de istemedik vatandaşlık almayı. Aklımıza bile gelmedi. Ben Ankara'da doçentlik tezimi verdim ve doçent oldum. Paris'e geldim, devletin bilimsel araştırma merkezinde çalışmaya başladım. Türkiye'de yaptığım doçentlik tezini saymıyorlardı, o yüzden orada da bir Fransız doktorası yaptım. Doktoram sürerken ders vermeye başladım, ama asistan titrim yoktu. Doktoramı bitirdiğim gün dediler ki koş sekretere söyle, doktoramı aldım diye, yazsınlar unvanını. Sekretere gittim, "Siz hangi tarihte Fransız vatandaşlığına geçtiniz" diye sordu. "Geçmedim" dedim. "Niye, almadılar mı?" diye sordu o da hemen. Ben de "Hayır, istemedim" dedim. Epeyce şaşırdı. Çok hoşuma gitti. Herkes şimdi neden vatandaşlık almak istiyor? Hudutları ortadan kaldırmak için. Biz belki de uzak kalmış olmanın verdiği bir hisle hep istedik ki Türk kalalım. Biraz çocukça belki. Biraz duygusal. Kişisel.

z08 z18 z02

-Paris'teyken Türkiye'yi nasıl yaşıyordunuz?

Türkiye'yi yaşıyorduk, çünkü sabah akşam giden gelen vardı, Türkiye'den. Eş, dost, akraba... Gelen sabah, bavuluyla kapıda oluyordu, Abidin'le çıkıp otel odası aramalar filan. Abidin'e rahatsızlıktan sonra doktor müsaade etmiyordu artık, bu çok fazla git-gellere.

-Peki, dönüş nasıl oldu?

Şimdiki Paris elçimiz Osman Korutürk'ün babası cumhurbaşkanıydı ve elçilik vasıtasıyla Abidin'i İstanbul'a, ressam, şair ve edebiyatçılara verilen bir davete davet etti. O da geldi. Bizim için müthiş bir heyecandı, rahatlıkla, davetle gitmek Türkiye'ye. Ben çalışıyordum, Paris'te kaldım. O bir haftalığına geldi ve çok hoş karşılandı. Abidin çok nazik bir adamdı, cumhurbaşkanın eşinin elini öpmüş ve "Ben Paris'ten sizin elinizi öpmeye geldim" demiş.

-Peki, resimlere dönelim; çok fazla el resmi yapmış Abidin Dino, neden?

Öncelikle Abidin'in kendi elleri başta olmak üzere bütün ailenin elleri çok güzeldi. Hep soruyorlar, en çok nesini beğendiniz diye, ellerini beğendim. Kendi de yazmıştır neden el üstüne çalıştığını "Eller" kitabında. Ayrıca annesinin ayaklarını çizmişti, sergide var.

-Sizi çizer miydi sık sık?

Tek tük var. Bir tane siyah portre yapmıştı, hiç beğenmedim ben. Ne kavgalar ediyoruz. O kavgalardan birini Coşkun Aral filme çekmişti, o da var sergide.

-İşlerini eleştirir miydiniz siz?

Hayır, fazla değil. Bir gün çağırdı beni, koş bak bir şey yaptım, ne dersin diye. Çok beğendim. Çok güzel dedim, konuştum biraz üstüne. "Biliyor musun sen hayatını boşuna harcadın, aslında sen resim eleştirmeni olacaktın" dedi, bir methediyor ki sormayın. Bir saat sonra tekrar çağırdı. Baktım, yine güzel de, aşağıya bir şey yapmış, ben de "bu neden böyle" filan diye ufak bir eleştiri yapacak oldum. "Vay efendim zaten sana soranda kabahat" diye başlamaz mı? Böyle şeyler çok oldu.

rahatikacan2 dsdino7 çg[UNSttET]

-En yoğun ürettiği zamanlar ne zamandı?

Hiç belli olmuyordu. Bir bakarsınız 2 ay, 3 ay boş geziyor, hiçbir şey yapmıyor, sonra bir kapanıyor çalışmaya, koparamıyorsunuz...

-Önceki yıllarda Abidin Dino'yu anlatan bu kadar geniş kapsamlı bir başka sergi hazırlanmış mıydı?

Daha önce 60, 70 resimlik sergileri olmuştu Paris'te, ama bu çapta bir şey hiç yapılmadı. Birçok yerde, müzelerde ve koleksiyonlarda, mesela Cezayir'de resimleri var. Abidin Cezayir'in özgürlük savaşını kazanıp kolonilikten çıktığı dönemde, bu konudan esinlenerek çok hoş bir resim yapmıştı. Zannedersem bu iş için ısrar eden Nâzım Hikmet'in de dostu olan İçişleri bakanıydı. O da yaptı. Hediye etmek istediğinde, konsolosluğa götür, kendin ver, demişler. Onun yerine ben götürdüm. Konsolosluğun girişinde bekçi sordu, nedir bu diye. Resim olduğunu öğrenince açtırdı. Askerler falan vardı resimde, çok beğendi, bayıldı. "Tamam gir, şu odaya çık, bırak" dedi. Orada da bu nedir, diye sordular. Kimse ilgilenmiyordu, kapıcı o heyecanı göstermese kapıdan dönerdim herhalde, ama uzun uzun anlattım. Şimdi resim orada hâlâ...

-Son senelerde nasıl vakit geçiriyorsunuz Paris'te?

Geçiyor vakit. İstiyorum da geçmesini. Abidin'sizlik kolay bir şey değil, çok zor. Her ayrılık, ölüm hüzünlüdür elbette, ama Abidin sanki daha ayrı bir mevcudiyetti. Bir anda ortadan kalkınca şaşkına dönüyor insan

İmzası

zzzİmzası275900 zAbidin Dino-atlar zzzi800px-Abidin_dino_signature.svg

Abidin Dino'yla ilişkin

-Çalışmaları
-Fotoğrafları
-Kitap kapakları
-Onun için çizilenler
-Kuvay-ı Milliye den oluşan
200 e yakın görsel'i indirmek için tıklayın.

1 yorum:

  1. tesekkurler ne guzel biriktirmissiniz.ara ara gelip okuyorum nefes aliyorum

    YanıtlaSil

Related Posts with thumbnails