03 Nisan 2013

Balaban



İbrahim Balaban 1921 Bursa doğumlu, Ressam

Bir sanatçının sanatında başarılı olup olmadığının ölçüsü, kendi sesini, tarzını bulmasıyla doğru orantılı bence. Eğer binlerce resim arasından bu resim "şu sanatçınındır" diyebiliyorsak, bu tezi de doğrulamış oluyoruz. Bir şey daha var, üniversitede okurken hep kafama takılan bir şeydi. 4 yılda okuduğumuz tüm derslerin adedi 54 tane kitaba karşılık geliyordu. 54 kitabı bitirdiğinizde size yaşam boyu yakanıza yapıştıracağınız bir unvan veriyorlardı..Oysa okuduğunuz belki de binlerce kitabın hiçbir değeri yoktu, hatta tam tersi "çok okuma kafan bulanır" gibi inciler duyabilirdiniz etraftan..Bunu niye anlattım, iyi resim çizmenin akademik eğitim almakla çok ta ilgisi olmadığını göstermek için..Balaban'ın da zaten içinde var olan resim aşkının Nazım Hikmet'in de yüreklendirmesiyle bir şekilde açığa çıkması ve bize bugün bakmaya doyamayacağımız yüzlerce resme dönüşmesidir aslolan...

    


1921 yılında Bursa’nın Seçköy’ünde nakışların içinde doğdu. Köyün üç sınıflı okulundan mezun olduktan sonra, daha üst okullara yollanmadı.

Okuma isteğini varlıklı olan ailesine iş görmeyerek dayattı, avunması için onu on beş yaşına kadar serbest bıraktılar. İşte bu özgürlük yıllarında her gün resimler çiziyor, günceler tutuyordu. Ressamlığı ve yazarlığı o yıllarda gelişmiş  kök salmıştır.

1941: Bursa mapushanesinde yattığı sırada Nazım Hikmet’i tanıdı, aynı  yıl hapisten çıktı. O’ndan resim ve sanat tarihi dersleri yanında; felsefe, sosyoloji ve ekonomi politik dersleri alarak kendisini geliştirdi.


      


1943: Mapushanede, Baba’sının cinayete kurban gittiğini öğrendi ve daha sonra da doğum sırasında ilk karısının ve kısa bir süre sonra da bebeğinin öldüğü haberini aldı.

1944: İmralı’ya yollandı; 1947’de, bu kez “komünist’likten” Bursa damına sürüldü ve altı aylık cezası 4 yıla çıktı. Fakat Usta’sı Nazım’a tekrar kavuştuğu için mutluydu.

1950 Affıyla, Nazım’la birlikte mapushaneden çıktı. Çıkarken elinde Nazım’ın her biri adına şiir yazdığı “Bahar” , “Mapushane kapısı”, “Harman” adlı üç tablo ile ayrıca “Doğum”, “Cinayet” ve “Suda Donbaylar” adlı tablolar vardı.


   


1950 sonu ve 51 başlarında Nazım’la birlikte İstanbul’u gezdi ve onun evinde altı ay kaldı. O sürede “Ekin Biçenler” adlı tablosunu Usta’sının evinde yaptı.

1951’de “şüpheli zat” olarak jandarmalar eşliğinde Sivas’ta başladığı askerliğini 1952 yılında bitirdi. Burada kendisi gibi “şüpheli zat” olarak sürgün olan Şair Hasan Hüseyin Korkmazgil, Mehmet Kemal ve Hakkı Torunoğlu ile tanıştı.

Askerden dönüşünde “çocuklarının anası”nı kaçırarak evlendi. İki oğlu bir kızı oldu; ve beş de torunu vardır.


   


1953 yılında ilk kişisel sergisini İstanbul’da açtı.

1961 yılında resimlerinden dolayı altı ay tutuklu kaldı.

1962 yılında “Yeni Dal Grubu” sergisi kapatıldı ve ressam arkadaşlarıyla birlikte tutuklanarak Balmumcu Kışla’sına kapatıldı ve Askeri Mahkeme’ce yargılandı.

1969 yılında Adana Sergisi bir gurup gerici-yobaz tarafından basılarak resimleri tahrip edildi.

Sonraki yıllarda da defalarca gözaltına alınıp sorgulandı ve yargılandı.


      


O, bu güne kadar “Şair Baba”sının istediği gibi “kan gütmeden” 2000 den fazla tablo ve bunun birkaç katı kadar desen üreterek 50 den fazla  kişisel sergi açtı, birçok karma ve gurup sergilere katıldı. Eserleri yurtdışında Amerika dahil birçok ülkede sergilendi.


Kitapları

1962-Balaban
1965-İz
1969-Şair Baba ve Damdakiler (Anı-Roman)
1969-İzdüşümü
1990-Dağda Duruşma (Roman)
1997-Kalıba Sığmayanlar(Roman)
1998-Nazım Hikmet Ve Biz
1999-Avrupa'da Dolaşanlar (Gezi Notları)
2000-Tahliyeci Yusuf (Hikayeler)
2002-Tek Bıyık (Hikayeler)
2007-Nazım Hikmet'le Yedi Yıl


Ayrıca adına yayınlanmış; "Balaban-yaşamı, sanatı, anılar ve yankılar (Ahmet Köksal ) Bilim Kitapevi 1990, Balaban / Yaşamın çizgileri-Desenler (Remzi Oğuz Yılmaz) Bilim Sanat Yayınları 2004, Balaban / Yaşantının İzdüşümü (Zafer E.Bilgin) Bindallı Sanatevi 2008, Balaban /Bir Ressam Yunus Emre ( H.Nazım Balaban- Zafer E.Bilgin) Bindallı Sanatevi 2009" 4 adet kitap vardır.


   


“Sanat yaşantının izdüşümüdür. Konu bir özdür, her öz kendi kabuğunu yapar.

"Ben insanı santimetrik ölçülerle değil, diyalektik yöntemlerle resmediyorum."

"İnsan-doğa ilişkisinde üretim araçlarının insana bir kimlik kazandırdığını ve bu nedenle benim resimlerimi de biçimlendirdiğini söyleyebilirim. Ben boyaları acık koyu leke endişesiyle değil, figürlerin özünde  çakmaklanan ışığı yakmak için kullanıyorum. Ata göre insan değil , insana göre at çiziyorum.” diye ortaya koyduğu kuram sanatının temelini oluşturmaktadır. (H.Nazım Balaban)

Babasının yolundan giden oğullarından birini de burada tanıtmak istiyorum. Onunda resimleri çok güzel çünkü..




Hasan Nazım Balaban 1955 Bursa doğumlu, ressam

Kendi sözleriyle tanırsak;  İlkokul, Ortaokul ve Lise yıllarımda resim derslerinin hep en iyi öğrencisi oldum. Resim defterlerim vardı sürekli bir şeyler çizip, çizgi romanlar yapardım; kare kare sayfaları bölerek resimlerdim daha önce seyrettiğim kovboy filmlerini. Resim yaparak oynanan bu oyunlar benim bugünkü resimlerimin alt yapısını oluşturdu.

Köy kahvesinde isteyenlerin portrelerini yapardım, köy bakkalından kurşun kalem, silgi ve kağıt alıp gelirdi köylüler resimlerini yaptırmak için. Evimize gelen misafirlerin portresini de yapardım; öyle model falan durmadan, habersiz.

Kimler gelmedi ki evimize, adeta bir okuldu orası. Yazarlar, şairler, tiyatrocular, ressamlar, gazeteciler bazen tek başlarına bazen birkaçı beraber gelirlerdi; gece veya gündüz fark etmezdi. Uzun uzun sohbetler yaparlardı sanat, yaşam ve siyaset üzerine, ben de hiç sıkılmadan saatler süren bu sohbetleri dinlerdim. Yazmakta oldukları romanı veya hikayeyi nasıl kurguladıklarını, yeni resmini nasıl oluşturduklarını, yeni bir oyununu nasıl sahneye koyduklarını anlatırlar ve bunların üzerinde tartışılırdı; şiirler okunurdu.

Benim resimlerimi ilk keşfeden Nedim Günsür’dür, liseye gittiğim dönemde ödev olarak bir resim yapmıştım; çok beğenmişti resmi ve “Bu çocukta ressam hamuru var, bırakın ressam olsun.” demişti. Fakat ailem o zamanlar şiddetle karşıydı benim ressam olmama. Okuyup para getiren bir meslek sahibi olmamı istiyorlardı, haklı olarak. Resim yaparak geçinmek zordu; örneği bizim ailemizdi, zor şartlarda yaşıyorduk. Annem benim resim yapmamı önlemek için bütün resim defterlerimi toplayıp sobada yakmıştı.

  


Yaptığı resim biçimini kendisi şöyle açıklıyor: "Resim biçimime gelince: Minyatür gibi ve bir nakış titizliğiyle çalışılmış, Rönesans öncesi pirimitifleri anımsatan, biraz naif ve resmi resim yapan kompozisyon, perspektif, hafif soyutlama, renklendirme (yakıştırma-bezeme) gibi kurallarıyla yoğrulmuş kendi boyama tekniğini geliştirip kullanarak yapılmış bir biçim. Babamla benzerliğimiz aynı temaları kullanmamızdan, aynı kökten gelmemizden, aynı topraktan beslenmemizden, aynı sanat ve aynı hayat görüşünü paylaşmamızdan kaynaklanıyor.."


   

Çocukluğunun köyde geçmesi ve ilk gençlik çağlarında yaz ve kış tatillerini devamlı köyde geçirmesi, köylülerle beraber her türlü işi yapması nedeniyle resimleri de çocuksu bir coşku, bir oyun gibi, bir devinim bir hareket içindeler. Çocukluğun da yaşadığı bu egzotik, otantik, ilkel yaşam tarzı resimlerine masalsı bir hava olarak yansıdı.

Somut, figüratif toplumsal gerçeklik çizgisinde resimler yapıyor. ”Sanat yaşantının izdüşümüdür.” kuramına bağlı kalarak, doğup büyüdüğü toprakların ve insanlarının resmini yapıyor. Yani çocukluk ve ilk gençlik yıllarının Seçköy’ünü ve o dönemin kendisinde bıraktığı izleri, köye motorun girmesini ve onun getirdiği çelişkileri, köyden şehire giden insanlarını yolda, işte, fabrikada, atölyelerde  resmetti.

  

17 kişisel ve ortak sergi açtı ve birçok  karma sergiye katıldı. Eserleri İstanbul ve Ankara’da düzenlenen Sanat Fuarlarında sergilendi; ve bu eserlerin 70 den fazlası özel ve tüzel koleksiyonlara girdi.


web sayfaları

İbrahim Balaban   Hasan Nazım Balaban

resimleri için tıklayın

Balaban / H.Nazım Balaban

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

Related Posts with thumbnails