20 Haziran 2013

Alper Canıgüz



Kendisini şöyle tanımlamış Alper Canıgüz:

1969´da İstanbul´da doğdum. Çocukluğum Acıbadem´in çeşitli mahallelerinde, uydurduğum hikayeleri arkadaşlarıma anlatarak geçti. Kalan zamanlarımda da mahalle savaşlarına katılıyordum. Zannediyorum yalancı ve kötü huylu oluşum bundan ileri gelmektedir. 1980´de Dârüşşafaka´ya girdim. Orada, fazla konuşmak zayıf biri olduğunuzu düşündürebileceğinden hikayelerimi anlatmayı bırakıp yazmaya başladım. Bir ara Franz Kafka isimli şahsiyetin benim kadar iyi uydurabildiğini fark edip küçük bir hayal kırıklığı yaşadım. Ama çabuk toparlandım. Ne de olsa ben daha gençtim ve o ölmüştü. 

Boğaziçi Üniversitesi´ndeki Psikoloji eğitimim bana Japon bıldırcınlarından pek de akıllı sayılamayacağımızı öğretti. Otuz yaşına geldiğimde, başladığım bir romanı nasıl olduysa bitirebildim: "Tatlı Rüyalar, psiko-absürd romantik komedi. " Bugünlerde 11 aylık kızım Ada´yla birlikte yeni romanım üzerinde çalışıyoruz. Jules Verne, Michel Zevaco, Dostoyevski, Calvino, Nabokov ve Fowles hayatımın farklı dönemlerinde beni etkilemiş, büyük uydurukçulardır.



Söyledikleri:

"Benim için roman yazmak hayatta yaptığım en değerli iştir. Teknik olarak yazı uğraşı içinde hoşuma giden bir pasaj, bir buluş olduğunda bundan heyecan duyuyorum elbette. Öte yandan bütününe baktığınızda yazmak epeyi meşakkatli bir iş, hatta deli işidir. Tatmin ve huzur duygusunun geçici, sıkıntı ve rahatsızlığın daimi oluşu bu işlerle uğraşan herkes için geçerlidir sanırım. Yazarlık yolunda neredeyim diye düşünmedim hiç, bu konuda bir “üst bakışım” yok kendime. Yazdıklarıma öyle bakmaya gayret ediyorum ama..."

"Birinci ya da üçüncü tekil şahıs anlatıcı romanda seçimi kuşkusuz çok önemli bir karar. Benim birinci tekil şahıs anlatıyı sevmemin nedeni, yazara daha öznel olma şansı vermesi. Kahramanın kafa karışıklığını, edimlerinin düşünsel temel ya da temelsizliğini, duygularını daha güçlü ifade etme olanağı sağlıyor. Samimiyeti bilemiyorum ama okurun anlatıcıyla özdeşleşmesini de galiba daha bir kolaylaştırıyor. Üçüncü tekil şahıs kullanımı biraz daha nesnellik iddiası ya da çağrışımı taşıyor sanki. Öte yandan elinizdeki malzemeye göre her ikisi de iyi tercihler olabilir. Hatta duruma göre Italo Calvino’nun Bir Kış Gecesi Eğer Bir Yolcu kitabında yaptığı gibi ikinci tekil şahıs kullanmak gibi çılgın denemelere dahi girişebilirsiniz. Bundan sonraki romanlarımda da -yani eğer yazabilirsem- bu konuda doğru kararı vermeye çalışacağım işte..."


Kitapları

2000-Tatlı Rüyalar
2004-Oğullar ve Rencide Ruhlar
2008-Gizliajans
2013-Alper Kamu Cehennem Çiçeği

 

02-Tatlı Rüyalar-2000
İletişim Yayınları / 186 sayfa

Hikayemiz, bir pazar sabahı gazetesini okumakta olan Hector Berlioz'un -ki kendisi Türkiye'de yaşayan bir Fransız Türk'üdür- şu ilanı görmesiyle başlar: "25 yaşında, iyi eğitimli, iki yabancı dil bilen, sağlıklı genç, geri kalanını temin edebilmek amacıyla hayatının bir bölümünü satıyor."

Kıvrak bir kalemden saçma-komik bir psikolojik serüven romanı. Gerçekten saçma, gerçekten komik, gerçekten psikolojik, gerçekten serüven, gerçekten roman! (Arka Kapak)

Kitabın girişinde bulunan gülümseten o yazı;

 "Zeki Müren'in Zeki Müren rolünde olduğu filmlerde canlandırdığı karakterlerin gerçek Zeki Müren'le ilgisi ne kadarsa, bu kitapta sözü edilen kişi ve olayların gerçekle ilgisi o kadardır".

 

02-Oğullar ve Rencide Ruhlar-2004
İletişim Yayınları / 204 sayfa


“Beş yaş insanın en olgun çağıdır; sonra çürüme başlar."

Ben Alper Kamu, birkaç ay önce beş yaşına bastım. Doğum günüm yaklaşırken vaktimin büyük kısmını pencerenin önünde, dışarıdaki insanları izleyerek geçiriyordum. Hızlanarak, yavaşlayarak, türlü sesler çıkararak ve bir yerlere bakarak yaşayıp gidiyorlardı. Bir gün onlardan biri haline geleceğimi düşünmek beni hasta ediyordu. Ne yazık ki bundan kaçış yoktu. Zaman acımasızdı ve ben hızla yaşıyordum.

Hayatımdaki tek iyi şey artık anaokuluna gitmek zorunda olmayışımdı. Zarardan kar. Uzun süre annem ile babama anaokulunun bana göre bir yer olmadığını anlatmaya çalışmıştım aslında. Bütün rasyonel dayanaklarıyla.

Hiçbir işe yaramamıştı maalesef. İlla ki uykumda kan ter içinde tepinmek, servis minibüsü kapıya geldiğinde küçük çaplı bir sinir krizi geçirmek gibi yöntemlere başvurmam gerecekti derdimi anlamaları için. Kepazelik. İnsanı kendinden utandırıyorlardı.” (Tanıtım Bülteninden)



"Alper Kamu, basit anlamıyla ileride mahalle ağabeyliğine aday bir mahalle çocuğu olmasının yanında pek çok şeydi; “gerçek” ve “resmi” olarak ise hiçbir şey. Dedektifti, kitap kurdu bir bilgindi, kabadayıydı, hazır cevap bir fırlamaydı, babasının bira şişelerinin dibini içerek hafiften alkolizme bulaşmıştı ama bu sayılanların hiçbiri “olamaması” için çok geçerli bir sebebi vardı; henüz beş yaşındaydı. O zamana kadar yaşadığı en talihli olay da artık anaokuluna gitmek zorunda olmayışıydı. Böyle bir kahramanın gerçekliğini koruması ya da gerçeklere dokunarak yol alması, yazarının ona biçtiği kader doğrultusunda elbet zordu ama garip bir şekilde Alper Kamu yadsınmadı, aksine alabildiğine benimsendi. Kendine özgü bir çevrede “afili” bir kahraman haline dönüştü.

Özgünlüğü Alper Kamu’nun en büyük özelliğiydi ama bu özgünlüğü meydana getiren kahramanın beş yaşında olması değildi sadece. Alper Kamu çocukluk ve olgunluk arasında gezinen halleri, kendi espri anlayışınızı sorgulamanıza sebep hareketleri ve sözleri, yaşama dair fikirlerinizi tekrar ele almaya itecek duruşu ve vuruşları... kısacası her şeyiyle özgünlüğü yakalamıştı. Bunun yanında çok önemli bir olgunun yeniden düşünülmesinde de dişe değer adımlar attırmıştı. “Fantastik” olmadan da fantastik bir hikâye anlatılabileceğini ortaya koymuştu Alper Kamu’nun yaratıcısı Alper Canıgüz ve böylece “Fantastik mi? Böyle de olur!” kontenjanında ön sıralarda sağlam bir yer edinmişti.." (Eray Ak)



03-Gizliajans / 2008
İletişim Yayınları / 204 sayfa

"Patronunuz Şeytan Bey'dir ve sizden de çok hoşlandığını söyleyebilirim."
Neydi bu şimdi? şaka mı? "Öyle mi?" dedim bu manyakça oyuna bir tur ayak uydurmaya karar vererek. "Nereden biliyorsunuz?"
"Kendisi söyledi."
Elimden geldiğince aptal gibi görünmemeye çalışarak gülümsedim. 
"Ben kaçırmışım o kısmını."
"Sizin hatanız değil. Telepatik olarak iletti düşüncelerini."
"Evet anlıyorum," diye kestirip attım, yeni işimi daha başlamadan bırakmak zorunda kalmamak için. "Öyleyse kendisine teşekkürlerimi de iletin."
"Ona kendiniz de teşekkür edebilirsiniz," dedi Tunçay Bey bıyık altından gülerek. 
"Şeytan Bey görüşmenin başından beri burada, aramızda bulunuyor." Bardağına iki buz attıktan sonra pipetini uzun uzun emdi ve boş bakışlarıma yanıt olarak, o kocaman işaret parmağıyla, masanın üzerinde psikopatça beni kesmekte olan kara kediyi işaret etti.

Dünyanın, şahsına karşı kurulmuş bir komplo olduğuna inanan, genç ve avare metin yazarı Musa... Onun, hayatın her alanına derin ve samimi bir merakla yaklaşan, temiz kalpli ev arkadaşı Şaban... Diğer tarafta, gaddar bir kedi tarafından yönetilen, birbirinden tuhaf çalışanlarıyla bir reklam ajansı: Menekşe gözlü sanat yönetmeni Sanem, esmer ve seksi sekreterler Mehtap ile Sevilay, durmaksızın ağlayan yaratıcı yönetmen Çeşme, psişik-sismograf çaycı Ercan... Ve şöhretler: Tesla, Prens Charles, Kaan Sezyum, Küçük Prens, Süpermen ve diğerleri... Özgün üslubuyla, ilk kitabı Tatlı Rüyalar'dan itibaren geniş bir hayran kitlesi edinen Alper Canıgüz'den yine eğlenceli, heyecanlı ve kışkırtıcı bir absürd macera...(Tanıtım Bülteninden)




04-Alper Kamu - Cehennem Çiçeği-2013
April Yayınları / 222 sayfa

"Bilirsiniz, insanlar doğar, ölür ve sonra büyür."

Dünyanın en küçük dedektifi geri döndü.

Alper Kamu 9 yıl sonra, hâlâ 5 yaşında.

Alper Canıgüz'ün eşsiz kahramanı Alper Kamu'yla birlikte her türlü şiddetin hüküm sürdüğü bir atmosferde, kırık hayatların, küllenmiş aşkların ve daha nice esrarın peşinde kara mizahla yüklü yeni bir yolculuğa çıkıyoruz.

Kahramanımız, bu kez bir çocuğun ölümü ve eski bir aşk hikayesinin ardındaki gerçekleri ortaya çıkarmak için uğraşırken, "İnsanlığa dair kavrayışımızı biraz daha ileri götürmeyecekse bir cinayeti çözmenin ne anlamı var ki?" diyen bir dedektife yakışacak şekilde, adalet kavramımızı sorguluyor. 

Alper Kamu Cehennem Çiçeği; ilk üç romanıyla edebiyatımızda kendine özgü ayrıcalıklı bir yer edinen Alper Canıgüz'den kahkaha ve gözyaşının iç içe geçtiği büyülü bir serüven.  (Tanıtım Bülteninden)


"Çocukluğumda kendi kendime kurduğum hikayelerde iki farklı çocuk karakter oluşturmuştum. Biri biraz daha içine kapanık ve duygusal, diğeri daha girişken, kavgacı, anasının gözü bir tipti. Yıllar sonra nasıl olduysa bu çocukları hatırlayıverdim. Alper Kamu ikisinin bir karışımı gibi ortaya çıktı sanki..." (Alper Canıgüz)

"Varoluş sorunu yaşayan, bunalımlı bir velet işte Alper Kamu. Üstelik oyunbaz da. Yani gerçek adı bu olmasa bile, bize kendini böyle tanıtabilir. Zaten bunu fark edince kahramanıma bu ismi verebileceğime ikna oldum, o bunu yapabilir ve biz bunun doğru olup olmadığını bilemeyiz. Yoksa, tam da benimle adaş olması nedeniyle hikayenin otobiyografik okunacağından çekiniyordum aslında. Bu kısmen gerçek olsa bile öyle bakılmasını istemiyordum yani. Neticede bir karar vermek gerekiyordu, bu ismi kullanmaya karar verdim..."  (Alper Canıgüz)

Canıgüz’ün “insan odağının” en büyük besleyicisi ise mahalle kültürü. Yarattığı kahraman da bunun en önemli göstergesi. Katışıksız bir “mahalle çocuğu” Alper Kamu. Yazar tarafından kurulan dünyasında Alper Kamu’nun hallerinden yaşadığı atmosfere kadar da bu “mahalle çocuğu ruhunun” öne çıkması için çaba harcanmış. Bu ruhun hem roman hem de yazar için getirisi ise çok fazla. Özellikle de kahramanın yakaladığı dilin, mizahın ve yazardan yadigâr zekâsının şekillenmesinde bu mahalle çocuğu etkisinin baskın yansımalarını görüyoruz. Yansımaların öne çıkan ve dikkat çeken hali ise kahramanın mizahi duruşu.

Alper Kamu’nun “esprisi” karakterin kendisinde ve yaşamında yatıyor. Merkez Alper Kamu olunca yaşamın esprisi de en doğal haliyle kelimelerin arasına sanki kendiliğinden sızıyor. Karakterin yaratımı önemli olan, gerisinde hikâye kendini getiriyor. Bu hikâye de herkesin yaşamında iyisiyle kötüsüyle çok özel bir yeri olan çocukluğun kıyıda köşede kalmış ayrıntılarında geziniyor. Bu ayrıntılardaki en önemli yeri ise yine mahalle yaşamının ilgi çeken yanları alıyor. Aslına bakıldığında “okura güzel” ayrıntılar bunlar. Olaya Alper Kamu açısından baktığımızda bambaşka bir tablo bizi karşılıyor. Çünkü Alper Kamu yan sokakla kavgaya giriyor, arkadaşlarıyla tartışıyor ya da misketini kaptırabiliyor… Alper Kamu her ne kadar büyümüş bir küçük de olsa hikâye, çocukluğun getirdiği “doğal komik” hallerin yörüngesinde ilerliyor. Hikâyenin bu doğal akışına Alper Canıgüz’ün sürükleyici dili de eklenince roman kendini bir solukta okutuyor.

Aslında Alper Kamu için ne söylesek fayda etmeyecek çünkü tanımlanması ve belli bir sınır içinde ele alınması zor bir kahraman. Sonuçta tıpkı sayfalarında gezindiği romanın kedisi gibi o da: Hem karmaşık hem yerli yerinde... (Eray Ak)

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

Related Posts with thumbnails