-Zülfü Livaneli etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
-Zülfü Livaneli etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

16 Mart 2025

Yer Demir Gök Bakır




Yer Demir Gök Bakır (1987)

 Anadolu’da bir köyde kendi halinde yaşamakta olan Taşbaş’ın köylüler arasında yayılan söylencelerle nasıl “ermiş” düzeyine çıkarıldığı konu edilmektedir. Taşbaş’ın kendisi de bu söylencelere engel olmaya, kendisinin ermiş olmadığını anlatmaya çalışsa da, söylencelerin önünü alamaz ve olaylar birbirini izler.
...

Kars'tan geldiğim ilk yılın sonunda üniversiteye başladığım, İzmir'e de yavaş yavaş alıştığım dönemler..Üniversitedeki arkadaşlarımın hiçbirinde sanat ve edebiyat yönü yok ve bu durum tuhaf bir ironi oluşturuyordu, onlar beni sırf doğulu olduğum küçümser gibi bir yere koyuyorlardı, ben ise onların hepsinin ne kadar içleri boş olduğunu görüp kendimden aşağı bir yerde yapılandırıyordum..

O dönem Yaşar Kemal'in "İnce Memet" serisinin ilk kitabını bir günde okuyup çok etkilenmiştim, Livaneli'nin "Ada" albümü çok hoşuma gitmişti, onu dinliyorum vb..sonra bir gün okuldan eve gelirken bir sinema afişi gördüm, İzmir'de o dönem kaliteli filmler oynatan 6-7 tane sinema salonu vardı, Balçova'da oturuyordum ve afişteki film Güzelyalı'daki Köşk sinemasındaydı. (Güzelyalı Balçova'ya çok yakındı) büyük bir hevesle bilet aldım tek başıma gittim filme.. (Köşk sineması artık yok yıktılar ama aklımda kaldığı kadarıyla sinemadan çıkışta kapısı direk sokağa açılan sinemalardandı...)


kitabı indirip okumak için

Gördüğüm afişteki film "Yer Demir Gök Bakır" dı..Zülfü Livaneli yönetiyordu ve Yaşar Kemal'in romanından uyarlanmıştı, yapımcılığını Wim Wenders üstlenmişti.. Gerçekten heyecan verici isimlerdi benim için...

Büyük bir heyecanla filme girdim, film karanlık sahnelerle başladı ve en önemlisi konuşmaları ne kadar dikkatle dinlesem de anlayamıyordum, çok kötü hissettim ama neyse ki bu durum yaklaşık 5-10 dakika kadar sürdü ve sonrasında yavaş yavaş içine çekmeye başladı film kendisini..inanılmaz kar manzaralarıyla dolu (sonuna kadar böyleydi) masalımsı bir filmdi..çıktığımda öyle etkilenmiştim ki çok uzun süre filmin etkisinden çıkamadım..

Sonraları beni bu kadar etkileyen şeyin ne olduğunu düşününce, kafamda uzun zamandır yanıt veremediğim bir sorunun cevabını vermiş olduğunu gördüm:

O soru şuydu;  bir adam çıkıp ben peygamberim, şuyum, buyum dediği zaman insanlar ona neden inanır ve müridi olurlar..bu gerçekten inanılmaz bir şey, aynı soru herhangi bir arkeolojik/antik yeri gezerken de aklıma gelir..bakıyorsun kuş yuvası gibi sarp yerlere kaleler vb yapmışlar..ve bunu, birisi çıkıp "ben sizin kralınızım" deyip bugün ki imkanlarla bile çok zor yapılacak yerlere inanılmaz yapılar yaptırmışlar, yani bu nasıl bir güçtür, kralım diyen de insan o yapıya taş vb taşıyanda...Filmde bu oluşum çok ustaca ve yer yer mizahi bir şekilde verilmiş...kulaktan kulağa fısıldar şekilde bu işlerin nasıl bir kartopu şeklinde büyüdüğünü görüp irkiliyorsun..
...

Bir Anı..

En büyük ablamın eşi 70' li yılların devrimcilerinden.. babası ise dergahı olan doğuda unvan olarak yaygın kullanılan bir "Mir / Seyit"..

Baba dergahına gelen herkesin derdini dinliyor eliyle başını kutsuyor ve iyi olsun diye karşılıksız dualar yazıyor.. sonrasında o kişi, iyi olduğunda imkanı doğrultusunda dergaha tavuk, peynir, buğday vb. artık durumu neye izin veriyorsa küçük hediyeler getirirmiş.. baba ölünce tabi bunu devam ettirecek biri gerekiyor.. çünkü ailenin geçimi bundan sağlanıyor, ablamın eşi de o sıra Karsta Eğitim enstitüsünde okuyor ve öğretmen olacak, anne oğluyla konuşuyor, bunu devam ettirmesi için.. O da devrimci ya, inancı yok ve idealinde bu tip din sömürülerine yer yok, hatta bunları ortadan kaldırmak için mücadele ediyor, ilk başta şiddetle karşı çıkıyor ama bir süre sonunda geçim sıkıntıları vb başlayınca razı oluyor.. Ama ne bir dua biliyor ne de bu ritüelleri, gene anne yol gösteriyor, diyor ki ne yazdığının bir önemi yok babanın ceddi yeter sen yeter ki işini usulüne göre yap...

ve sonrasında ilk dertli vatandaş geliyor, babanın yaptığı gibi karşıdakinin derdi dinleniyor, el başa konuyor ve son olarak muska yazılıyor.. yalnız muskada herhangi bir Arapça ayet, dua vb. yok Nazım Hikmet'in bir şiiri var.. kağıda yazdığı şiiri katlayıp veriyor bunu açmayacaksın 3 gün boyunca suya koyup sonra suyunu içeceksin felan diyor, sonraki günlerde de bu şiir faslı devam ediyor Nazım Hikmet'li muskalar yapıp gelenlerin boynunda taşımasını felan istiyor..ve işin tuhaf tarafı aradan bir zaman geçince o ziyarete gelen insanlar iyileştiklerini, muratları neyse gerçekleştiğini söyleyip elini öpmeye geliyorlar yanlarında getirdikleri küçük hediyeleriyle...
...

bu film de bu kabaca anlattığım şey var ama o kadar güzel anlatılmış ki...

Bugün Livaneli sohbet serisinin 10.cusunda bu filmle ilgili anılarını anlatmış.. çok güzeldi, beni seksenli yıllarıma götürdü ve filmin kaliteli bir montajı üzerinde çalışıldığını söyledi bu çok iyi haber, çünkü bende filmin VCD si var ama görüntüler çamur gibi.. Youtube da da var ama aynı VCD den çekilmiş görüntüler...Umarım yakın zamanda kaliteli formatı çıkar ve hepimizin arşivinde yer alır, çünkü Mutlaka izlenmesi gereken filmlerden bana göre....

Livaneli'nin sohbet videosunun linki

Yer Demir Gök Bakır filminin Linki

Filmin Ana temasının müziği

Livaneli'nin web sayfası

Blogdaki diğer Livaneli yazıları 1 / 2

06 Mart 2013

Edebiyat Mutluluktur



















Edebiyat Mutluluktur-Zülfü Livaneli
Doğan Kitap-2012-244 sayfa

Evrensel müzisyen kimliği bir yana, sanat hayatına edebiyatçı olarak başlamış, öykü, roman ve denemeleriyle de bütün dünyada kendine okur bulmuş usta kalem Livaneli’den ufuk açıcı denemeler.

Zülfü Livaneli’nin Vatan gazetesinde “Edebiyat Notları” üstbaşlığıyla çıkan yazılarından yapılmış bir seçmeyi temel alan Edebiyat Mutluluktur, okurunu edebiyatın zengin dünyasında büyük bir yolculuğa çıkarıyor. Romanlar, yazarlar, edebi tartışmalar, dil sorunları, yazmanın etrafında dolaşan birçok konu yer buluyor kitapta. Tolstoy da görünüyor satır aralarında, Eco da, Cervantes de… Yazılarda Don Kişot’tan edebiyatta burjuvaziye, depremin edebiyata yansımasından “öz Türkçe” ve “Güneş-Dil Teorisi”ne, sinemada edebiyat uyarlamalarından film müziklerine, Nobel’den @ işaretine kadar, edebiyatın alanına giren her konu hakkında yazarın fikirlerini bulmak mümkün. Edebiyatseverler, genç yazar adayları, kısaca hayatında kitaba yer ayıran herkes için müthiş bir okuma zevki

Kitaptan Alıntılar



Knud Hamsun

"Faşizme gönül veren entellektüelleri anlamak gerçekten çok zor. Mesela Knud Hamsun gibi büyük bir romancı, nasıl oldu da ülkesi Norveç'i işgal eden Nazilere sempati besleyebildi? İtalyan şair d'Annunzio nasıl hiç sıkılmadan insan kasabı Mussolini'yi öven şiirler yazabildi? Ya Ezra Pound? O harika yazar, Louis-Ferdinand Celine? Anlamak kolay değil, çünkü faşizm daha başlangıçta insanları birbirine kırdıran, millet üstünlüğü fikrine dayalı bir ideolojiydi. Onda bir entelektüelin rüyalarını süsleyecek hiçbir insani motif yoktu.

Knud Hamsun'a tekrar gelecek olursak, savaştan sonra Norveç halkının ona gösterdiği ibret alınası tepkiyi de anlatalım :

Norveç kurtulunca, halk kendilerine ihanet eden bu yazara hiçbir şey söylemedi. Ne bir protesto, ne bir yazı, ne saldırı.. Ama bir gün evinin önüne bir genç kız gelip Hamsun'un kitaplarını bıraktı, biraz sonra bir yaşlı adam geldi ve o da kitaplarını bıraktı. Derken insanlar ellerindeki Knud Hamsun kitaplarıyla akın akın gelmeye başladılar. Hamsun bütün bunları penceresinden izliyordu. Halk çıt çıkarmadan, en ufak bir tepki göstermeden sakince kitapları bırakıyordu. Birinci günün sonunda kitaplar koskoca bir yığın ediyordu artık. Ertesi gün de aynı durum devam etti. Kitap yığını büyüdükçe, halkına ihanet etmiş olan yazar küçüldü ve ölümü böyle oldu..."




Lady Godiva

"Bir başka ünlü at da Lady Godiva'nın üzerine çırılçıplak bindiği attır. 11. yüzyılda İngiltere'nin Coventry şehrinde valinin eşi olan bu hanım, vergileri indirmesi için kocasına çok ısrar etmiş. Planlarını değiştirmeye niyeti olmayan vali, nasılsa kabul etmeyeceğini düşünüp karısına, at üstünde çırılçıplak halde şehri boydan boya geçmesi şartıyla, istediğini yerine getireceğini söylemiş. Hikayenin bir çok versiyonu var, ama sonuçta, atının üstündeki bu çıplak kadın resmi, yaşadığım dönemde bütün Godiva mağazalarını ve ürünlerini süslemektedir.



İşin garibi Godiva'nın, muhafazakar yöneticilerin elindeki bir Türk şirketi olan Ülker tarafından satın alınmış olmasıdır. Ama firmanın kurucusu Sabri Ülker, Godiva'yı satın alacaklarını, dolayısıyla çıplak bir kadını sembol yapacaklarını bilemezdi elbette..."





Postmodern'lik konusu

"İdeolojik propaganda edebiyatı nasıl bıkkınlık yarattıysa, insanlar sadece oyun oynayan postmodern edebiyattan da haklı olarak sıkıldılar. Bu yüzden postmodern edebiyat modası bitiyor. Söz sanatları yine büyük hikaye anlatma geleneğine dönüyor. Sadece oyuna dayalı bir edebiyat zaten sürüp gidemezdi. Bu söz sanatlarının doğasına aykırı bir tutum olurdu. Bir toplumda hiç mi trajedi olmaz, hiç mi deprem gibi felaketler yaşanmaz, hiç mi siyasi suçlar işlenmez? 

Siz bunun gibi bütün konuları edebiyat dışına itip sadece,'kayıp bir kitabı arayan adam' veya 'ikinci benliğinn peşine düşen, kendisinin hangisi olduğunu bilmeyen anlatıcı' oyunlarına hapsolursanız, edebiyatı hayattan tümüyle dışlamış olursunuz ki buna kimsenin gücü yetmez..."


"Zaten 'postmodern'in kendisi de değişik parçaları birleştirerek yapılan rengarenk yorganlara benzemiyor mu?.."




İnce Memed

"İnce Memed romanı yayımlandığı zaman, Behice Boran'ın aklı dağ başında yanan ateşe takılmış. Yaşar Kemal'e, kimsenin bulunmadığı o dağ başında ateşi kimin yaktığını sormuş. Kemal'in Boran'a verdiği cevap, roman dünyasını ve kendi gerçeğini açıklar nitelikte:

"O ateşi ben yaktım, Behice Hanım..."

ve diğer anekdotlar...

"Yarın sabah kendimi asacağım. Eğer Tanrı varsa ve benim kaderim onun elindeyse bana engel olur. Ama eğer ölmeyi başarırsam, demek ki Tanrı yoktur ve irade benim elimdedir.."

Bu düşünce , bu sorgulama biçimi elbette yoksul, geçimini sağlamakla uğraşan mujik (köylü) yığınlarının aklına bile gelmez. Köylü, karnı doyup çubuğunu tüttürdüğü zamanda mutlu olur ve sağlam bir inançla yatağa girip mışıl mışıl uyur.

Huzursuzluk sadece, evreni ve kendini sorgulayan 'bilinç' e bağlıdır. Bu yüzden bilinç hastalıktır, bilinçsizlik ise sağlık...



"Bertolt Brecht'in eserlerini besteleyen ünlü Alman besteci Hans Eisler şöyle diyordu: "Sadece müzikten anlayan, müzikten hiçbir şey anlamaz..." Nietzsche, filozof-şair niteliklerinin yanı sıra bestecidir de. Onun torunlarından Günter Grass ise yazar, ressam ve heykelcidir. Chaplin, senaryo yazarı, yönetmen, oyuncu,yapımcı olmanın yanı sıra bestecidir. Bütün filmlerinin müziklerini kendi bestelemiştir. Cohen, şair, şarkıcı ve romancıdır. Bizden örnekleri sayarsak, Abidin Dino, ressam, yönetmen, yazar ve heykeltraş. Bedri Rahmi, şair ve ressam, İlhan Berk,Oktay Rıfat, Metin Eloğlu, Metin Altıok şair ve ressamdırlar...


"Çeviri, kadın gibidir, güzeli sadık olmaz, sadığı güzel olmaz..."


"Kültür, vücutta kan gibidir. Dışarıdan bakınca görünmez ama onsuz yaşam olmaz..."


""Marksizim halkın kültür düzeyini yükseltir, entelektüellerinkini ise düşürür...(Hans Fallada)

..............o............

blogtaki diğer Livaneli yazıları
1 / 2

12 Kasım 2007

Zülfü Livaneli


Zülfü Livaneli, Türk özgün müzik sanatçısı, politikacı, yazar ve yönetmendir. Gerçek adı Ömer Zülfü Livanelioğlu’dur

20 Haziran 1946'da Konya-Ilgın’da doğmuştur. Ankara Maarif Koleji (TED) mezunudur. Kültür, sanat ve politika alanında Türkiye’nin önemli isimlerinden birisi olan sanatçı, sanat yaşamı boyunca 300’e yakın besteye ve 30 film müziğine imzasını attı.

Bugüne kadar üç uzun metrajlı film yönetti: "Yer Demir Gök Bakır", "Sis" ve "Şahmaran". Valencia Film Festivali'nde "Altın Palmiye" ve 1989'da Montpelier Film Festivali'nde "Altın Antigone" ödülüne layık görüldü. "Sis", "En iyi Avrupa Film Ödülü"ne aday gösterildi.

Livaneli Ülker Hanım'la evlidir ve bir kızı vardır, vejeteryandir.



1978-Arafatta Bir Çocuk-Can
1981-Geçmişten Geleceğe Türküler-Ararat
1990-Sis-Logos
1991-Orta Zekalılar Cenneti-Telos
1992-Diktatör ile Palyaço-Telos
1994-Sosyalizm Öldü mü-Telos
1996-Engereğin Gözündeki Kamaşma-Can
1998-Livaneli Besteleri-Boyut
2001-Bir Kedi, Bir Adam Bir Ölüm-Remzi
2002-Mutluluk-Remzi
2003-Gorbaçov'la Devrim Üstüne Konuşmalar-Remzi
2006-Leyla'nın Evi-Remzi
2007-Sevdalım Hayat-Remzi
2008-Son Ada-Remzi
2010-Sanat Uzun Hayat Kısa-Remzi
2011-Serenad-Doğan 
Kitap
2012-Harem
2013-Kardeşimin Hikayesi-Doğan Kitap
2015-Konstantiniyye Oteli
2016-Arkadaşıma Veda
2016-Gözüyle Kartal Avlayan Yazar Yaşar Kemal
2017-Elia ile Yolculuk
2017-Huzursuzluk
2024-Kaplanın Sırtında

albümleri




Engereğin Gözündeki Kamaşma

-6 dile çevrilen kitabın kapakları

     
 

kitaptan anekdotlar 

"gün kavuşurken köye bir adam geldi
peygamber olduğunu söyledi,
köylüler adama inanmadılar, "ispat et ! " dediler.
adam karşılarındaki eski suru gösterdi ve
"eğer bu duvar konuşur ve benim peygamber
olduğumu söylerse, inanır mısınız? " diye sordu :
köylüler; " El hak, inanırız." dediler..
adam duvara döndü ve ona elini uzatarak :
"konuş ya duvar ! diye buyurdu,
bunun üzerine duvar dile geldi ve şöyle dedi :
" bu adam peygamber değildir , sizi kandırıyor, peygamber değildir.."


"aslında ", diyordu "
varlık yokluktur, yokluk da varlık! "
hepsi gören göze bağlı..


"iktidar görkemi öyle bir şey ki,
bakışıyla her canlıyı kımıltısız hale getiren
bir engereğin bile gözünü kamaştırıyor.."


"tarih, insan gerçeğini anlamanın tek yoludur.. "
( ortega y gasset )


"galiba halkların kolektif bilinçaltı, düşündüğümüzden daha önemli; bunca sadrazamını idam etmiş bir imparatorluk, cumhuriyete dönüştüğünde hemen bir başbakan asıyor.."

(Livaneli bu kitapla "Balkan Edebiyat Ödülü" almıştır.)


diğer Livaneli yazıları 1 / 2

Related Posts with thumbnails