12 Mart 2011

Seha Okuş

aksam1971-0375

Gülcan, köyün çıkışındaki yolda, ağır ağır ilerlemektedir. Almanya’dan gelen kocası İbrahim’in kullandığı araba, uçurumdan aşağıya yuvarlanmış; yerde üstü örtülmüş cesetler ve ağlayan bir çocuk… Fonda ise incecik bir kadın sesi, “Hasretinle Yandı Gönlüm” diyor.

Türkan Şoray’ın 1970'li yıllarda çekilen “Dönüş” adlı filminden küçük bir hatırlatma yukarıdaki satırlar filmdeki pek çok isim hâlâ biliniyor. Fondaki kadın sesi ise bir kuşağın İstanbul Radyosu dinleyenlerince hiç de yabancı değil. Şimdilerde ise ne türkü dinleyenler ne de söyleyenler için bildik..

seha okuş

1933 yılında İstanbul'da doğdu. İlk ve orta Öğrenimini İstanbul'da tamamladı. Küçük yaşlarından itibaren başladığı müzik eğitimini daha da geliştirmek için İstanbul Belediye Konservatuarı'nın Türk Müziği Bölümü'ne girdi. O yıllarda Konservatuar’ın en seçkin hocaları olan Münir Nurettin Selçuk, Şefik Gümeriç, Emin Ongan, Halil Bedi Yönetken, Nevzat Atlığ, Mefharet Yıldırım'dan dersler aldı. 1958 yılında bu okuldan mezun oldu. Seha Okuş İstanbul Radyosu'nda veya Konservatuar'ın İcra Heyetinde ses sanatçısı olmak istiyordu ancak kadrosuzluk nedeniyle bu iki kurumda da sanatını icra edecek ortam bulamadı.

Bu sırada, Konservatuar'ın Klasik Batı Müziği bölümü korosunun "Soprano" kadrolarından birinde açık vardır, arkadaşlarının ve hocalarının teşvikiyle bu görevi kabul eder; iki buçuk yıl bu kadroda görev yapar. O yıllarda Konservatuarın Batı Müziği Korosu'nun, İstanbul Operası Korosu ile birleştirilmesi gündeme gelir. Seha Okuş, Opera-Şan bölümü mezunu olmadığından bu göreve devam etmek için tereddütlüdür. Koronun şefi Muhittin Sadak ve yardımcısı Şerif Yüzbaşıoğlu Okuş'u çok başarılı bulmalarına ve görevine devam etmesini istemelerine rağmen, Okuş, Konservatuarın Halk Müziği topluluğuna naklini yaptırır (1961)

mpic5551a

Aslında ilk başlarda bu durumdan çok memnun olmamıştır. Çünkü gönlü "Klasik Türk Müziği" icracılığındadır. Ancak zamanla halk müziği uygulamalarına alışır, halk müziğini sever, hatta öylesine büyük bir tutku ile bağlanır ki yaşamının kalan kesiminde halk müziğinden kopamaz, Seha Okuş'a göre "halk müziğinde kutsal bir yön vardır", işin içine girmeden, özümsemeden bunu anlamak imkansızdır. Bu görüşünü meslek yaşamı boyunca pek çok yerde tekrarladığı şu cümle ile tanımlar:

"Halk müziğimiz halkın özüdür, ondaki toprak kokusunun piyasadaki türkücülerin icrasından alınması asla mümkün olamaz"..

Okuş'un Türk Halk Müziği'ni sevmesine, ona gönül vermesine katkıda bulunmuş bir folklorcumuzu burada anmadan geçemeyeceğiz. O dönemde Belediye Konservatuarı'nın halk müziği şefi olan Sadi Yaver Ataman, radyodaki oluşumun (Yurttan Sesler/ Koral Çalgısal Topluluk) bir benzerini Konservatuar bünyesinde oluşturmuş ve yetenekli gençleri burada değerlendirmiştir, işte kentli bir bayan olan Seha Okuş'un halk müziğine bu denli ilgi duymasına, Sadi Yaver Ataman'ın büyük katkıları olmuştur.

Seha Okuş'un İcra heyetine (THM Topluluğu) girdiği tarihten yaklaşık iki yıl sonra İstanbul Radyosu'nda "Kadınlar Topluluğu" adı ile bir topluluk oluşturulmasına karar vermişti, önceleri radyonun içinden eleman alınması düşünüldü ise de, yeterli eleman sayısına bu yolla ulaşılamadı. Topluluğun şefi olan Neriman Tüfekçi, kadroyu geliştirmek için, sesi halk müziğine yatkın, nota bilen bayan sanatçılar aramaktaydı. Daha önceleri Nida Tüfekçi ile Seha Okuş bir vesile ile tanışmış olduğundan, bu arayış sırasında 'Nida Tüfekçi, Okuş'u Kadınlar Korosu için önerdi. Okuş girdiği sınavı kazanarak radyonun elemanları arasına katıldı. Seha Okuş bu toplulukta 4 yıl korist olarak çalıştı. Hemen ardından solistliği onaylandı. Kısa bir süre sonra Ahmet Yamacı'nın Yurttan Sesler Topluluğu'na katıldı. Seha Okuş asıl kadrosunun bulunduğu Konservatuar'ın yanı sıra radyoda da mukaveleli sanatçı olarak 35 yıl görev yaptı.

Okuş, Konservatuar'ın THM Topluluğu şefi Yaver Ataman'ın emekliliğinden sonra yerine getirilen oğlu Adnan Ataman'la da yıllarca süren başarılı çatışmalara imza attı, O dönemde topluluğun tek konservatuar mezunu bayan sanatçısı Seha Okuş'tu.

Okuş, Adnan Ataman'ın da teşvikiyle topluluğun kadınlar kısminin öğretmenliğine getirildi. Bir süre bu görevini sürdürdü 1976 yılında İstanbul Türk Musikisi Devlet Konservatuarı'na repertuar dersi hocası olarak atandı. Fiili görevine başlayamadan kısa bir süre sonra ailevi ve sağlık sebeplerinden ötürü bu görevinden ayrıldı. Eski kurumuna geri döndü ve sanatçılık görevine devam etti. Okuş'a göre artık Belediye Konservatuarı'ndaki görevinden emekli olma zamanı gelmişti.

Ancak yakın arkadaşları ve dostları (Muazzan Sepetçioğlu, İsmail Hakkı Özkan, Süheyla Altmışdört) O'nun bu fikrine karşı daha başka bir fikir üretmişterdi Türk Müziği Bölümü'nün halk müziği repertuarı hocalığını teklif ettiler Okuş, bu görevi severek kabul etti. Böylece konservatuardaki icracılığı sona erdi; öğretmenlik görevi başlamış oldu. Bu görevini hala sürdürmektedir.

Katalog-001

Seha Okuş, kendisini halk müziği icracılığının ardından repertuar öğretmenliği kulvarında da kabul ettirmiş bir sanatçıdır. Aradan geçen zaman içinde iyiden iyiye ısındığı repertuar hocalığını sürdürebileceği bir başka ortam oluşur. Yeğeni Müjdat Gezen bin bir güçlükle kurduğu "Müjdat Gezen Sanat Merkezi"nin Halk Müziği Bölümü'nün başına halasını getirmek ister. Seha Okuş yeğeninin ısrarlı teklifini kabul eder. 1990 yılından itibaren bu kurumun Halk Müziği Bölümü Başkanlığının yanı sıra repertuar hocalığı görevlerini sürdürmektedir.

Seha Okuş sanat hayatına başladığı ilk günden bu zamana kadar heyecanını, duygusallığını, ümidini yitirmemiş bir sanatçıdır. Azimli ve özverili çalışmaları sayesinde daima başarıya ulaşmış, fakat bu başarısını zedeleyebilecek küçük çıkarların ardından hiç bir zaman koşmamıştır. (Kalan Müzik)

0,,61754,00

Emel Armutçu’nun onunla ilgili bir yazısı:

O bir dönemin sanatçısı. Bugünden bakınca bambaşka bir dünyaya ait. Yanyana sıralanıp, neredeyse kıpırdamadan müzik icra eden, sımsıkı denetimlerden geçen, onaylanmadan solist olamayan, mazbut radyo dünyası insanlarından.

O dünyanın kulağı ve hafızası iyi dinleyicileri adını hemen hatırlar: Seha Okuş. Türkülerden habersiz ama Klasik Türk Müziği'ne tutkun bir Teşvikiye çocuğuyken tesadüfler ve imkansızlıklar nedeniyle halk müziği dünyasına dalan, sonra o dünyanın ‘‘zarafetini’’ çok seven, türkülere tutkuyla bağlanan bir eski zaman sanatçısı. Müzik tarihimizin en önemli sanat, halk ve batı müziği hocalarının öğrencisi. 35 yılını verdiği radyoda konservatuvarlı ilk halk müziği sanatçısı, ama sanat müziği de, opera da söyledi. Şimdi yeğeni Müjdat Gezen'in Sanat Merkezi'nde Halk Müziği Bölüm Başkanı ve İstanbul Devlet Konservatuvarı’nda repertuvar hocası. Bu sayfaya şimdi konuk olmasının sebebi hikmeti ise birbirinden güzel türküleri okuduğu eski 45'liklerinin, Kalan Müzik tarafından CD olarak yayımlanması. Radyoda Neriman Tüfekçi ekolünün ilk kuşak sanatçılarından sayılan Okuş, popüler müziğin kakafonisi içinde pek talep görmeyen halk müziğinden aldığı ve yıllarca çok sevdiği toprak kokusunu, bugünün gençlerine duyurmaya çalışırken, hálá eski heyecanını yaşıyor.



Yıllar önce. Tek kanallı siyah-beyaz televizyonun radyo sanatçılarının konserlerine yer vermeye başladığı Yurttan Sesler günleri. Gelen gazeteci, çekilen fotoğraf sayısı artmış, radyodaki hanımlar birden bire şıklaşmıştır. Fonda sen çıktın, ben çıkmadım çekişmeleri yaşanırken sıra birlikte türkü söyleyen Seha Okuş ve Şahin Gültekin'e gelir. Heyecanla hazırlanıp, Ankara'ya çekime giderler. Stüdyoya girer girmez Seha Okuş'un kameramandan ilk isteği şu olacaktır:

- Ne olur beni zayıf çekin!

Hiç merak etmemesini söylerler: ‘‘Uzun çekmek’’ gibi marifetleri vardır.
Çekimler biter, yakın arkadaşı bir çiftin arabasıyla İstanbul'a doğru yola koyulur Okuş. Ama zayıf gösterilmeyi rica etmesini gerektirecek boğaz düşkünlüğü yok mudur, ‘‘etli ekmek’’ sevdasıyla Konya yollarına sapınca yolu iyice uzatırlar. Akşam saatlerinde birden çığlık atar Okuş: ‘‘Eyvah, bu gece ilk kez televizyonda görüneceğim ve ben yoldayım!’’

Arkadaşının eşi onu kırmak istemez ve ‘‘Üzülme, şimdi şuralarda televizyonlu bir yer buluruz’’ der. Kasaba kasaba, televizyon izleyecekleri bir mekan ararlar. Sonunda Bilecik'e yakın bir yerde bir kahveye girerler. Televizyon tepeye yerleştirilmiş, masalar kaldırılıp ışıklar söndürülerek sinema ambiyansı yaratılmış, kasabalılar yerlerini almıştır. Çay ocağının yanındaki üç sandalyeye ilişip seyretmeye başlarlar.

Program başlayıp Seha Okuş televizyondaki aksini görür görmez, kameramanın pek de marifetli olmadığı ortaya çıkar. Şaşkın bir şekilde bakakalmışken, kahvede yükselen bir sesle sandalyesine mıhlanacaktır:

- Ulaaan ben bu garının sesini radyoda duyar, incecik bir şey sanırdım, çok şişkoymuş!

Okuş, biraz küçülür sandalyede, sesi çıkmaz olur. Ama gözü ekrandadır. Yıllarca birlikte türkü okuduğu Şahin Gültekin'in, kendi bölümünü ona bakarak, biraz da gözlerini süzerek söylemesine hep itiraz etmiş, ‘‘Yapma Şahin'ciğim, şöyle halka bakarak oku benim gibi’’ diye hep uyarmıştır ama... Bunları düşünürken ortaya bir yorum daha gelir:

- Bu garı adamın sevgilisi!

Yok artık, diye düşünür. Sıra kendine geldiğinde, yine halka bakarak okuduğunu görünce rahatlar. Ama rahat yoktur ki:

- Bah bah, garı hiç yüz vermiyor...

Onu bunu bilmem, der bir diğeri: ‘‘Bu garıyı kuma diye alacan, garşına oturtturacan, rakı sofrasını da kurduracan, o söyleyecek sen içecen!’’

Yıllarca Türk Halk Müziği konserlerinde, resmi dizilişe uygun, hanım hanım türküler okuyan Seha Okuş için içerde soluyacak hava kalmamıştır doğrusu. Apar topar kalkarlar. Çıkmadan kahveciye teşekkür için eğilen Okuş'un yüzüne mum alevi düşer. Bu kadar eziyetten sonra bir de mezarından kalkıp sessizce halkın arasına karışmış bir hortlak gibi yakalanmak reva mıdır yani!

- Oooyy Seha Okuş burada, çığlığıyla kahvede yer yerinden oynarken, o dışarı nasıl çıktığını bilemez.
 
Var mı Hacet Söyleyin

İşte böyle günlerin sanatçısı olan Seha Okuş, 1933'te İstanbul Teşvikiye'de doğar. ‘‘Kadifeden kesesi/kahveden gelir sesi’’ türküsünün güftesinin sahibi yaşlı bir baba ve ud çalan genç bir annenin ikinci çocuğu olarak (Ama onun deyimiyle ‘‘baba bir anne ayrı’’ kardeşleri de vardır ki bunlardan biri Müjdat Gezen'in babasıdır). Zerafeti ve musiki düşkünlüğüyle tipik bir İstanbul hanımefendisi olan annesi Vildan Hanım, zevkine düşkün ve galiba biraz da çapkın olan kocası İlhan Bey'in eve geç geldiği akşamları, iki çocuğuyla Küçük Çiftlik Parkı'nda fasıl dinleyerek geçirir. Gazinonun sadece çay içilen daha ucuz bölümünde, francala arası kaşar yiyerek ve Klasik Türk Musikisi dinleyerek büyüyen kız çocuğu, ne olacağını o yaşlarında belli eder tabii. Bir akşam Kürdili Hicaz makamından bir şeyler çalınırken ağlamaya başlar. 4-5 yaşlarındadır henüz. Annesi düştüğünü, bir yerini acıttığını sanırken o şöyle der:

- Hayır düşmedim. Yüreğime bir şey oluyor, o yüzden ağlıyorum.

Annesi bu olayı sık sık iftiharla anlatacaktır komşularına, bir yandan da ‘‘Kızım öyle bağıra bağıra okunmaz bu şarkılar, hazin hazin oku’’ diye ilk eğitimini verecektir. Ama bunun dışında bir destek görmeyecektir ailesinden. Teşvikiye 15. İlkokul'u ve Nişantaşı Kız Lisesi'nin orta bölümünü bitirdikten sonra ‘‘bir an önce baş göz edilir.’’ Çok da mutluluk getirmeyen bir evlilik olacaktır bu. Genç ve hayat karşısında tecrübesiz oluşu bir çıkış yolu bulmasına engelken, görümcelerinden birinin gördüğü bir gazete ilanı imdadına yetişir: İstanbul Belediye Konservatuvarı'na talebe alınacaktır.



Nevzat Atlığ, Münir Nurettin Selçuk, Emin Ongan, Şefik Gümeriç, Halil Bedi Yönetken, Mefharet Yıldırım gibi önemli hocaların eşliğinde okuduğu ‘‘Var mı hacet söyleyin ey gültenim’’ seçilmesini sağlar. Şarkı söylemeyi nereden öğrendiğini bile hatırlamaz, sadece o yıllarda çok revaçta olan Perihan Altındağ Sözeri ve Müzeyyen Senar'ı dinleyerek büyümüştür. O kadar tecrübesizdir ki o sırada, ‘‘Nerede oturuyorsun?’’ sorusuna ‘‘Şimdi tramvaydan ineceksiniz...’’ tarifiyle cevap verir. ‘‘Hayır çocuğum, biz size misafirliğe gelmiyoruz’’ der hocaları.

Halk müziği sanatçısı olmak aklının ucundan bile geçmez, Teşvikiye çocuğu olarak türkülerden haberi bile yoktur doğrusu. Ama Türk Sanat Müziği bölümünden 1958'de mezun olduktan sonra konservatuvarın icra heyetine ya da Radyo'ya giremez. Bunda Münir Nurettin Selçuk'un korosuna seçtiği kızların ölçülerine uymamasının da etkisi olduğunu düşünür. İki yıl kadar boşta kalmak dokunur ona, bir gün konservatuvar müdürü şair Sebahattin Kudret Aksal'ın odasına çıkarak durumu anlatır. Onun yardımıyla, kadro açığının olduğu klasik batı müziği korosunun şefi Muhittin Sadak, yardımcısı Şerif Yüzbaşıoğlu gibi hocalar tarafından dinlenir. Onların isteğiyle bir arya da çalışmış, Brahms'ın Ninni'sini söylemiştir.

‘Bal gibi soprano’, derler ve Seha Okuş, klasik koroya girer. İki yıl opera icra eder. Ama ‘‘hep yanlış para aldığını’’ düşündüğü için konservatuvar korosu İstanbul Operası korosuyla birleştirilirken, hocalarının isteğine rağmen korodan ayrılır. Bu arada halk müziği bölümünde kadro açılınca, pek istekli olmasa da oraya geçer. Ancak, başlangıçta biraz küçümsediği bu müziği giderek çok sever. Adnan Türközü, Sadi Yaver ve Adnan Ataman, Yücel Paşmakçı, Hamdi Özbay gibi çok iyi hocalarla çalışır; bu müziğin önemini kavrar, inceliklerini öğrenir, ‘‘toprak kokusunu’’ sever. Radyoya geçişi ise Neriman Tüfekçi'nin Kadınlar Topluluğu ile olacaktır. Neriman ve Nida Tüfekçi'nin de sanat hayatındaki etkisi büyük olur.

Solistliği ‘‘onaylanan’’ Okuş, Yurttan Sesler ve Türk Halk Müziği topluluklarında uzun yıllar çalışır, icracılık yanında öğretmenlik görevi üstlenir, 45'likler doldurur, reklam cıngıllarını, film müziklerini seslendirir. Mimar Sinan Üniversitesi Devlet Konservatuvarı Etnomüzikoloji Bölümü öğretim görevlisi Melih Duygulu'ya göre

‘‘Doldurduğu plaklar, radyoda ve konser salonlarında seslendirdiği türküler, onu popüler bir sanatçı yapmamıştır belki, ama mesleğine aşık bir ses sanatçısı ve öğrencilerine sevgi ile yaklaşan başarılı bir öğretmen olarak müzik tarihinin saygın simaları arasında yerini çoktan almıştır.’’

Cılkı da Çıkmasın Ama

Uzun ve bugünden bakınca çok farklı sanatçılık hayatıdır onunki. Küçük maaşlarla kıt kanaat; denetimlerle, onaylar ya da onaylamamalarla disiplinli; giysilerden duruşlara kendine has kültürüyle biraz ‘‘ağır.’’ Fazlasıyla mazbut özel hayatta ise çekilen tipik kadın eziyetleri, yalnız ayakta kalma çabaları, bozulan sağlık. Ama hepsinden ve izbe bodrum katlarında saatlerce çalışılan türkülerden sonra, stüdyoya girdiğinde duyduğu heyecan yeter ona. Annesinin İstanbul hanımefendiliğini ve sanatçı duyarlılığını alıp, eğitimi ve deneyimiyle bugünlere taşır. Bugünlerde pek önemsenmeyen bir özelliği, tevazuyu da. Yıllar öncenin ‘‘gel sana bir plak yapalım’’ denince, ‘‘utanırım’’ diyen, zaman zaman saçını yaptırmaya bile para ayıramayan genç sanatçısı, bugün büyük prodüksiyonlarla çekilen klipleri, bir zamanlar ruhunu koyarak okuduğu türkülerin nasıl yorumlandığını duyunca ne hale gelir?

‘‘O haşmetli Fidayda'yı ne hale getirdiler. Evet onun çok güzel bir dansı vardır, ama kıvırta kıvırta, cıyak cıyak söylenmez ki. Zaten benim çocuklarıma öğrettiğim türküleri şimdi radyoda, televizyonda okumuyorlar, zora giden yok, herkes kolayını tercih ediyor ve çok kötü söylüyor.’’

Peki ama hocam, bunun karşısına da Yurttan Sesler misali, ‘‘iç bayıcı’’ bir ağırlığı mı koymak gerekiyor? ‘‘Tabii ki robot gibi söylemek gerektiğini sanmıyorum, arayışa karşı değilim ama cılkı da çıkarılmasın. İnsan hissettiğini karşısındakine duyurmalı. Biz de o kadar robot değildik canım. Solo yaparken hareketliydik. Şimdi daha farklı bu korolar ama o da Türk müziği değil. Eğlence müziğiyle sanat müziğini ayırmak lazım. Yani müsaade edin, Itri'nin bir eserini okurken oynayamazsınız değil mi?’’





Müjdat Gezen-Ağlama Palyaço Makyajın bozulur kitabından bir anektot

Halam Seha Okuş, büyük bir Türk Halk Müziği üstadıdır. MSM Türk Halk Müziği Bölümünün de başkanıdır. Babam, halamın sesini çok severdi. Konservatuar mezunudur Seha halam. Ama asıl onun büyüğü tam bana göredir Müeyyet Halam. Bak bir anısını anlatayım: Müeyyet Halam Kadıköy'de otururdu. Bir gün misafir geliyor. Aslında 'birgün'demek yanlış çünkü öyle nadiren olan şeyler değildi bunlar. Halam misafirlerine, size börek ikram edeyim diyor ve evden çıkıyor. Makul olan nedir, Kadıköy'den bir koşu böreği alması ve misafirlerine yetiştirmesi değil mi? Hayır! Halam vapurla Karaköy'e geçiyor, meşhur Karaköy Börekçisinden börek alıyor ve tekrar eve dönüyor. Misafirler de bizim aileye benziyor olacaklar ki tüm bu sürede evde oturup börekleri bekliyorlar:)

Kalan Müzik'ten Çıkan Tek Albümü

Seha Okus-2002-Hasretinle Yandi Gönlüm

Hasretinle Yandı Gönlüm

Hasretinle yandı gönlüm, yandı yandı söndü gönlüm
Evvel yükseklerden uçtu, düze indi şimdi gönlüm

Aramızda karlı dağlar, hasretin bağrımda kışlar
Başa geldi olmaz işler, yokluğundan öldü gönlüm

Gözlerimde kanlı yaşlar, hasretin bağrı kışlar
Başa geldi olmaz işler, yokluğundan öldü gönlüm

Gelecektin gelmez oldun, halimi hiç sormaz oldun
Yaralarımı sarmaz oldun, yokluğundan öldü gönlüm

Aramızda karlı dağlar, hasretin bağrımda kışlar
Başa geldi olmaz işler, yokluğundan öldü gönlüm

Gözlerimde kanlı yaşlar, hasretin bağrı kışlar
Başa geldi olmaz işler, yokluğundan öldü gönlüm..


Söz-Müzik: Yalçın Tura





21 Şubat 2011

Piyale Madra

piyalem

Çizdiği karikatürlerle yaşam sevincimizi körükleyen Türk karikatüristlerimizden..

Piyale Madra ortaöğrenimini Ankara’ da tamamladı ve 1974 yılında Fransa'ya giderek eğitimini Grenoble'daki Ecole des Beaux-Arts'da sürdürdü. 1977'de D.G.S.A. Uygulamalı Endüstri Sanatları Yüksekokulu Grafik Bölümü'nü bitirdi ve daha sonra grafik çalışmalarını 1981'de Stokholm'de sürdürdü.

me piyaleee madra

Madra, önce "Piknik" Bantlarıyla tanındı. Piknik 1982'de Milliyet'te başladı. Ardından yaklaşık 10 yıl boyunca Cumhuriyet'te yayınlandı. 1992'de ise Türkçe ve İngilizce olarak kitaplaştı.

Piyale Madra "Ademler ve Havvalar"ına ise 1994'te Yeni Yüzyıl gazetesinde başladı. Gazetenin 1998'de yayın yaşamına son vermesi ile Radikal'e geçen "Ademler ve Havvalar"ın ilk kitabı aynı yıl Yapı Kredi Yayınları'ndan çıktı. "Piknik"ler de "Ademler ve Havvalar"da çizgi film oldular. "Piknik"ler TRT1'de "Ademler ve Havvalar" NTV'de yayınlandı. Piknik yurtdışına da açıldı. Yayın haklarını İspanyol Televizyonu "Canal Metro" satın aldı.

Kitaplar-Toplu3

Kitapları

-1998-Ademler ve Havvalar-1-Yapı Kredi Yayınları
-1999-Ademler ve Havvalar-2-Remzi Kitapevi
-2001-Küçük Ademler ve Küçük Havvalar-İletişim Yayınları
-2003-Ademler ve Havvalar-3-Yapı Kredi Yayınları
-2005-Ademler ve Havvalar-4-Yapı Kredi Yayınları
-2007-Ademler ve Havvalar-5-Everest Yayınları
-2007-Aaa! Piknik!-Everest Yayınları
-2009-Ademler ve Havvalar-6-Everest Yayınları

Piyale_Madra2

Sergileri

-1994 Forte dei Marmi'de (İtalya) "Premio Satira Politica" Politik Hiciv Ödülü
-1995 6. Ferran (İtalya) Kadın Çizerler Bienali
-1995 İstanbul Kadın Eserleri Kütüphanesi'nde kişisel sergi
-1995 Ghent'da (Belçika) kişisel sergi
-1996 Heusent'de (Belçika) kişisel sergi
-1996 İstanbul Galeri BM'de "A table" adlı karma sergi
-1997 7. Ferran (İtalya) Kadın Çizerler Bienali
-1998 Paris'te (Fransa) Türk Kadın Çizerler Sergisi,
-1998 Berlin'de (Almanya) Türk Çizerler Sergisi
-1999 Lyon'da (Fransa) kişisel sergi
-2000 İstanbul'da Paul Gillon ile ortak sergi
-2000 Amiens'de (Fransa) kişisel sergi
-2006 Paris'te (Fransa) Jean Plantu ile ortak sergi
-2006 Nancy'de (Fransa) karma sergi
-2007 Atlanta'da (ABD) "Cartooning for Peace" adlı karma sergi
-2010 Newyork'da (ABD) "Women and Power" adlı karma sergi

piyale madra

Onunla yapılan bir söyleşi

Çizime olan ilginiz nasıl başladı? Ailenizden sizi yönlendiren birileri oldu mu?

Ortaokul yıllarında eve sürekli olarak Akbaba dergisi alınırdı. Abim de Amerikan "Mad" dergisini getirirdi. Bu iki farklı dergi benim karikatüre olan ilgimi daha da arttırdı. Zaten elinden kalem düşmeyen bir çocuktum. Ailem, liseden sonra Fransa'da Güzel Sanatlar okuma isteğimi de hemen kabul etti. O yıllarda karikatür bir meslek olarak görülmediği için benim resme yeteneğim olduğu düşünülürdü. Dolayısıyla ressam olmak üzere Fransa'nın yolunu tuttum.

zpm35 zpm34

Her gün farklı hikayeler bulmakta zorlanmıyor musunuz, nerelerden ilham alıyorsunuz? Nasıl besleniyorsunuz?

Yaşadığım, gördüğüm, tanıdığım, tanımadığım insanlardan, okuduklarımdan, izlediklerimden her şeyden etkileniyorum diyebilirim.

zpm32 zpm31

Nasıl bir yerde çalışmayı tercih edersiniz? Çalışma ortamınızın çalışmalarınıza bir etkisi oluyor mu? Nelerden besleniyorsunuz?

Evimde, masamda çalışmaya alışkınım. Ama bazen zorunlu olarak başka mekanlarda da çalıştığım oldu. Bulunduğum yerdeki masayı da rahat çalışabileceğim bir hale sokup bir iki gün içinde adapte olabiliyorum. Yalnız mutlak bir sessizlik benim için çok önemli.

286080 2860803 2860801

İlk deneyiminiz olan ve 10 yıl boyunca Milliyette yayınlanan “Piknik” nasıl doğdu?

Piknik'i çizmeye 1981 yılında Milliyet gazetesinde başladım. Bir senenin sonunda Cumhuriyet gazetesine geçtim ve 9 sene orada devam ettim. O yıllarda bant karikatür (cartoon) bizde yeni yükselişe geçmişti. Cumhuriyet gazetesi Türk bant çizerlerinin bir araya geldiği tek gazeteydi. Biz beş çizer birbirinden çok farklı bantlarla gazetede yerimizi aldık.

zpm38 zpm40

Radikal gazetesinde halen devam eden “Ademler ve Havvalar” insanların doğal hallerini, birbirleri arasındaki iletişimi sıcak bir biçimde yansıtıyor bize. Bu projeye başlama fikrini nasıl oluşturdunuz?

Piknik'i çizdiğim yıllarda bir yandan da Cosmopolitan dergisine "Kadınlar ve kadınlar" adı altında tam sayfa çizimler yapıyordum. Yeni Yüzyıl gazetesi kuruluş aşamasındayken, benden bu tarz çizimler istedi ve Ademler ve Havvalar başladı.

zpm42 zpm43

Karikatür çizmek gerçekten çok zor olmalı. Bir şeyler yaratabilmek için altyapı zenginliği, dünya ile içiçe olmak, iyi gözlem yeteneği şart. Çizime ilgisi olan gençlere neler önerirsiniz, kendilerini bu konuda nasıl geliştirebilirler?

Düşünsel potansiyele dayalı bir sanat dalı olduğu için dış dünyaya açık olmayı gerektiriyor. Gözlem yaparak , toplumdaki değişimlerin getirdiği çelişkileri, tutarsızlıkları fark edebilmek önemli. Genç çizerler, Türk ve yabancı çizerlerin neler yaptıklarını takip ederek ufuklarını genişletmeliler ve kendilerine özgü bir tarzı yakalamaya çalışmalılar. Ve ellerinden kalem düşmemeli, bol bol çizmeliler.

zpm47 zpm48

2006’da DHL Express ve Türk Sanayici ve İşadamları Derneği (TÜSİAD) işbirliği ile yurtdışı iletişim kampanyasına destek verdiniz. Bu kampanyanın amacı Avrupalıların gözündeki Türk imajını değiştirmekti ve DHL Express paketleri üzerinde dünyanın dört bir yanındaki yabancılara bu karikatürler ulaştı. Mizahla insanlara ulaşmak sizce başarılı oldu mu? Ülkemiz için önemli bir sorumluluk yüklendiniz, çalışırken neler hissettiniz?

Her yeni projede çok hevesli oluyorum. TÜSİAD böyle bir teklifle bana gelince aynı şekilde, başka hiçbir şey düşünemez hale gelip kaptırıp gittim. Benim için tabii ki çok heyecan vericiydi. Türkiye'nin tanıtımı için karikatür kullanmak zaten çok doğru bir karardı. Karikatür her zaman dikkat çeker, bakmadan geçemeyiz. Hedeflenene ulaşıldı, sonuç gayet başarılı oldu.

zpm49 zpm50

Kadın çizerler çizimlerinde genelde ilişkileri anlatıyor. Farklı konuları tercih etmiyor, özellikle siyasi karikatürleri erkek çizerler tercih ediyor. Bunun nedeni ne sizce?

Ben kendi payıma siyasi karikatüre uzak biriyim. İnsanlar ve ilişkiler her zaman ilgi odağım olmuştur. Dünyada da, bizde de kadın çizerler erkeklere oranla çok az. Aslında, ne yazık ki bütün sanat dallarında bu böyle. Böyle olunca, doğal olarak siyasi karkatür çizen kadın karikatürist de maalesef yok.

zpm51 zpm53

“Ademler ve Havvalar” dışında ne gibi çalışmalar yapıyorsunuz, yeni projeleriniz var mı?

Newyork'da Eylül sonunda yapılacak olan Women and Power konferansları kapsamında açılacak olan karikatür sergisine katılacağım. Ayrıca yedinci kitabımın hazırlığı içindeyim.

zpm59 zpm60

Okurlarımız için bize bir gününüzü nasıl geçirdiğinizi anlatır mısınız, özel olarak neler yapmayı seversiniz?

Herkesinkinden farklı bir hayatım yok. Kitap okumak, seyahat etmek, arkadaşlarla, dostlarla biraraya gelmek, kızımla vakit geçirmek ve çizim yapmakla geçiyor günlerim.

Genel olarak sergileriniz yurtdışında, bunun özel bir nedeni var mı? Bunun nedeni yurtdışında sanata ilginin daha fazla olması olabilir mi?

zpm63 zpm64

Sergilere katılma ya da sergi açma teklifleri hep yurt dışından geldi. Ama önümüzdeki senelerde İstanbul'da retrospektif bir sergi açmak istiyorum. 28 senedir çiziyorum, vakit geldi diye düşünüyorum.

İstanbul ile aranız nasıl ? İstanbul’da özel olarak sevdiğiniz yerler?

Kandilli'de otuduğum için genellikle karşıya vapurla geçiyorum. Ve her seferinde boğaz, değişen renkleriyle İstanbul'u ne kadar çok sevdiğimi düşündürtüyor bana. Boğaz dışında, İstanbul'u İstanbul yapan eski semtleri, tarihi yarımadayı daha çok seviyorum.

zpm66 zpm67

Teknolojiyle aranız nasıl? Çalışmalarınızda teknolojiden ne ölçüde faydalanıyorsunuz?

Çizimlerimi uzunca bir süredir bilgisayar yoluyla gönderiyorum.

Çok teşekkür ederiz...
(alıntı: www.probil.com.tr)

zpm85 zpm81

Sanatçının çalışmalarından örnekler

web sayfası

12 Şubat 2011

Umut..


Bütün iyi kitapların sonunda
bütün gündüzlerin,
bütün gecelerin sonunda
meltemi senden esen
soluğu sende olan,
yeni bir başlangıç vardır..

Parmağını sürsen elmaya,
rengini anlarsın..
gözünle görsen elmayı,
sesini duyarsın..
onu işitsen, yuvarlağı sende kalır
her başlangıçta yeni bir anlam vardır.

Nedensiz bir çocuk ağlaması bile,
çok sonraki bir gülüşün başlangıcıdır..


                       

01 Şubat 2011

Zeitgeist



Zeitgeist-The Movie, 2007 yılı yapımı, din, para ve banka ile 9/11 olayını anlatan bir belgeseldir. Belgeselin devam olan Zeitgeist-Addendum ise yeni teknoloji temelli sosyal sistemi ve Jacque Fresco'nun fikirlerini ve Venüs Projesini anlatır.

Zeitgeist-The Movie ilk defa 18 Haziran 2007 tarihinde zeitgeistmovie.com üzerinden yayınlandı. Ancak beta versiyonu 6 Haziran' dan beri Google Video aracılığı ile seyredilebiliyordu. Bu süreç içinde Google video' nun en çok izlenen filmi oldu. Video 24 ayrı dile çevrilerek yayınlandı.



Zeitgeist Hareketi

Zeitgeist Hareketi, insanların sosyal kaygıları ve genel iyilikleri için bilimsel yöntem kullanılarak, büyük bir sosyal kalkınmayı savunan, dünya çapında bir harekettir. Hareketin ana hedeflerinden birisi modern küresel halkın para-bazlı ekonomiden kaynak-bazlı ekonomiye geçmesidir.

Hareket aynı zamanda, toplumsal değişme isteyen bir topluluk olan Venüs Projesi'nin (bir endüstriyel tasarımcı ve toplum mühendisi olan Jacque Fresco'nun hayat boyu çalışması) desteğini almıştır. Haraketin 16 Mayıs 2009 itibariyle yaklaşık yarım milyon üyesi vardır.

Zeitgeist Hareketi Mart'ın 15'ini Zeitgeist günü olarak belirlemiştir. Bu günde hareket ilgili kişilerle bilgi öğrenmek ve paylaşmak için yerel toplantılar yapmaktadır. 2008'de bu günde dünyanın 70 ülkesinde 1800 etkinlik yapılmıştır.

Jacque Fresco



Kendi kendini eğitmiş bir endüstri tasarımcısı, sosyal mühendis, mucit, yazar, konferansçı, fütürist ve Venüs Projesi'nin yaratıcısıdır. Biyomedikal buluşlardan entegre sosyal sistemlere kadar geniş alanı kapsayan konularda gerek mucit gerekse tasarımcı ve geliştirici olarak çalıştı.

1942 yılında şu anki adı Revell-Monogram olan Revell Plastics Company'de Lou Glaser ile birlikte çalışmaya başladı. Bazı konularda sonradan fikirleri uyuşmasa da hava ve uzay boşluğu araştırma-geliştirme, mimarlık, verimli otomobil tasarımları, çıplak gözle görülebilen 3 Boyutlu görüntü yansıtma yöntemleri ve üç boyutlu röntgen cihazları gibi tıbbi ekipman tasarımı alanlarında çalıştı.

1916 doğumlu olan Fresco, 1929'daki Büyük Buhran sonrasında insanların çoğu için maksimum fayda sağlayacağına inandığı bir sistem geliştirmeye koyuldu: Venüs Projesi.

Venüs Projesi, 1970 ortalarında Jacque Fresco ve partneri Roxanne Meadows tarafından başlatıldı. Hayatını ve yaptığı işleri anlatan Future By Design (Planlı Gelecek) 2006 yılında yayımlandı. Bu tarihe kadar enerji etkinliği, doğal kaynakların yönetimi, gelişmiş otomasyon üretimi ve güçlendirilebilir bütüncül şehir tasarımları gibi konuların topluma sağlayacağı faydalar üzerine yazılar yazıp konferanslar düzenledi.



Venüs Projesi

Venüs Projesi, 1975 yılında Jacque Fresco ve eski portre sanatçısı Roxanne Meadows tarafından Florida'da başlatıldı. Venüs, Florida'da 85.000 m2 alana yayılı bir araştırma merkezidir. Burada, kitaplarında ve filmlerinde bahsettikleri geleceğe yönelik binalar gibi çeşitli tasarımları gerçekleştirerek sergilemektedirler. Ayrıca gerçekleştirilmesi maliyetli olacak diğer tasarımların maketleri sergilenmektedir. Venüs Projesi 1995 yılında anonimleştirilmiştir.

Bu proje teknoloji alanında, kar bazlı ekonomik sistem nedeniyle görülen yavaş gelişmelerin yoksulluğa neden olduğu varsayımı ile geliştirilmiştir. Mevcut ekonomik sistemlerin kıtlık esasına dayandığı, ancak kar maksimizasyonu sağlamak amacıyla bu kıtlığın ekonomik sistem taradından bilinçli olarak yaratıldığını, mevcut ekonomik sistemde ürünün bolluğu veya kıtlığı ile belirlenen değer (fiyat) mekanizması yerine kaynak bazlı başka bir ekonomik sistemin geliştirilmesi gerektiğini savunur. Fresco, teknolojik gelişme ve yatırımların karlılıktan bağımsızlığı sağlanabilirse Dünya'da daha çok insan için daha fazla kaynak yaratılabileceğini savunmaktadır. Bu sayede insan ırkı, binlerce yıllık yozlaşmışlığından ve açgözlülüğünden kurtulabilecek ve diğer insanlara yardımcı olabilecektir. Venüs Projesinin temeli, mevcut "Para Bazlı Ekonomi" yerine "Kaynak Bazlı Ekonomi"dir.



Yeni Zelanda Projesi

Yeni Zelanda Projesi, Zeitgeist Hareketi tarafından, Yeni Zelanda'da paraya dayalı olmayan bir toplum kurma hareketidir. Küresel bazdaki Geçiş Planının (Transition Plan) gerçekleşmesi yolunda bir adımdır.

Zeitgeist Hareketi'nin Yeni Zelanda'da yapmaya çalıştığı "kendi kendine üretim yapan tarlalar" gibi kaynak bazlı ekonomiye geçiş için yapılan daha birçok plan Geçiş Planı adlı videoda açıklanmıştır.


Belgeseller-Zeitgeist-I-II-III

Directed by: Peter Joseph
Writers: Peter Joseph
Genre: Documentary,History,War
Country: USA
Language: English



Zeitgeist-I-Zamanın Ruhu

User Rating: 8.6
Runtime: 118 min
Cast (first 10): Osama Bin Laden, George W. Bush, George Carlin, Tim Galloway, Bill Hicks, Adolf Hitler, David Icke, Lyndon Larouche, Jordan Maxwell, Chogyam Trungpa



Son derece tartışmalı bir belgesel olup 3 kısma ayrılmıştır, Birincisi din kurumunun güvenini sorgulamak için bilgi üretmek, Hristiyanlığın bazı diğer dinî figürlerle olan benzerliklerini göstermektedir. 2. bölüm 11 Eylül olayları hakkında bizlere anlatılan problemleri ve yazarların 11 Eylül olaylarından kimlerin sorumlu olduğunu gösteren iddialarını içermektedir. 3.bölüm bankaların tek bir "Dünya bankası" oluşturma teorilerini kapsamaktadır.

Zeitgeist kelime anlamıyla "zamanın, çağın ruhu" anlamında Hegel'in öne sürdüğü, uluslararası bir terim haline gelmiş almanca kelimedir, konjonktür olarak da adlandırılabilir. Mevsimi ya da zamanı geldiğinde bir toplumda işlemeye başlayan soyut dinamikler ya da toplumsal yaşamı yönlendiren iklimi ifade etmektedir. Örneğin Galile dünyanın yuvarlak olduğunu iddia ettiğinde, bulunduğu toplumda yaşayanlar bu düşünceye hazır olmadığından onu mahkum etmişlerdi gibi...

Belgesel'de ayrıca kısaca;

- ABD Merkez Bankası FED'in sahibi dört yahudi ailenin (J.D Rockefeller, J.P. Morgan, Paul Warburg, Baron Rothschild) tanıtılması: ("Bana bir ülkenin para basma kontrolünü verin, o zaman kanun koyanları bile takmam." M.A. Rothschild (Rothschild Bankacılık Krallığının Kurucusu))
- Dünyayı ele geçirmek için suni sorunlarla savaştırılan ülkelerin kasalarının boşaltılması ya da verilen yüksek faizli yüzlerce milyar borçlarla ülke zenginliklerinin yavaş yavaş ele geçirilmesi.
- Ölen milyonlarca insanın hiç bir öneminin olmadığını,
- Çıkartılan krizlerle bankaların, dev şirketlerin bedavaya nasıl ele geçirildiğini,
- Terörizmin, şiddetin sistematik kullanımı ile korku yaratarak tüm halkların sindirilmeye çalışılması anlatılmaktadır.




Zeitgeist-II-Addendum-2008-Peter Joseph



Zeitgeist-II-Eklemeler

User Rating: 8.6
Runtime: 123 Dk.
Cast (first 10): Jacque Fresco, Jiddu Krishnamurti, Roxanne Meadows, John Perkins, George Carlin, Ron Paul



Belgesel 4 bölüme ayrılmıştır.

1. Bölüm, şu anda geçerliliğini koruyan parasal sistem ve çöküşünü, bu konudaki iddiaları anlatmaktadır.
2. Bölüm, John Perkins isimli eski ajan kendini ekonomik tetikçi olarak tanımlayan kişiyle röportaj yaptığı konuşmalardan oluşuyor.
3. Bölüm, Jacque Fresco tarafından üretilmiş Venüs Projesi hakkında bilgiler veriyor.
4. Bölüm, doğa kanunları ile iç içe yaşamanın insanlar için ne anlama geldiği araştırılıyor.

Belgeseli izlemeye yardımcı olacak bazı dipnotları:

-Şirketokrasinin tam olarak ne olduğunu, dünyanın gerçekten kimler tarafından yöneltildiğini, politikanın ve ideolojilerin hangi amaçlarla kullanıldığını az da olsa kavrayabilmek için, Counsil on Foreign Relations (Dış İlişkiler Konseyi) ve alt kuruluşları olan The Trilateral Commission (Üçlü Komisyon) ile Bilderberg Grubu'nun amaçlarını, üyelerini ve çalışma tarzlarını kesinlikle araştırmak gerekir. Kısaca özetlemek gerekirse, ABD'nin önde gelen şirket yöneticilerinin, medya patronlarının, üst düzey bürokratlarının, hükümet başlarının ve CIA yöneticilerinin üye olduğu, ABD Meclisi, Anayasası, Yüksek Mahkemesi ve hatta Birleşmiş Milletler gibi kurumları hiçe sayarak, ABD'nin ve dolayısıyla tüm dünyanın yönetimine dair kararlar alan organizasyonlardır. Amaçları ABD'nin veya bir başka ülkenin refah seviyesini yükseltmek değil, kendi çıkarları doğrultusunda "tüm dünyayı ve insanları" kontrol altına almaktır.

-Bechtel, Dünyanın en büyük inşaat firması olarak geçen, ABD kökenli bir şirkettir. Aynı Halliburton gibi Irak'ın yıkım sonrası yapılandırma çalışmalarında büyük rol oynamış ve bu çalışmalardan 2006'da "açıklanan" rakamlara göre 2.3 milyar dolar kar etmiştir. İnşaat dışında, iletişim, madencilik, petrokimya ve enerji alanında ünitelere sahiptir. Türkiye'de Gebze ve İzmir'deki doğalgaz santrallerini Türkiye'nin en büyük inşaat şirketi Enka ile beraber Bechtel inşa etmiştir.

-United Fruit Company, 70'lerin sonuna kadar dünya muz piyasasına hakim olmuş, Güney Amerika ülkelerindeki muz tarlalarının neredeyse tamamını elinde bulundurmuş, Güney Amerika'da yaşanan darbelerde kullanılan CIA ajanlarının bir dönem sığınağı haline gelmiş, hatta 50'lerde CIA başkanının kardeşinin şirket yöneticisi ve avukatı olarak görev yaptığı, "Muz Cumhuriyeti" tabirinin literatüre geçmesine sebep olmuş bir ABD şirketidir. Ayrıca iflas ettikten sonra "Chiquita Brands International" ismini alıp kabuk değiştirerek "Çikita Muz" tabirini hafızalara kazıyan yine bu şirkettir.

-Mücahitler, Hollywood tarafından "Rambo III" filmi ile hafızalara kazınan, 79-89 yılları arasında Sovyetler-Afganistan arasında yaşanan savaştan galip çıkan, günümüzde yerini Taliban'a bırakan örgüte verilen addır. Eski ABD başkanları Jimmy Carter ve Ronald Reagan dönemlerinde doğrudan CIA tarafından finanse edilmiş, silahlandırılmış ve hatta eğitilmişler, Soğuk Savaş'ın son döneminde Sovyetler'e karşı maşa olarak kullanılmışlardır.



Zeitgeist-III-Moving Forward-2011-Peter Joseph



Zeitgeist-III-Yol Almak

User Rating: 9.1
Runtime: 161 Dk.
Cast (first 10): Ashton Cline, Jacque Fresco, Peter Joseph, Roxanne Meadows, Michael Ruppert



Insanların büyük şirketler, kurumlar ve hükümetler tarafından nasıl kontrol altına alındığını, manipule edildiğini görüyoruz.

Konu olarak insan davranışları, teknoloji ve akılcılık, para-bazlı ekonomiden doğan sosyal problemler, kaynak bazlı ekonomi uygulamalarıyla Dünya'daki doğal kaynakların ve enerji kaynaklarının-modern teknoloji ile ve akıllıca kullanıldığında-tüm insanlar için yeterince bol olduğunu, bu kaynakların sadece seçilmiş azınlığın değil tüm insanlığın ortak mirası olduğunu ve doğal kaynakların para ekonomisi yoluyla azınlığın çıkarına sunulmasının insanın türünün varlığı için hem tehlikeli hem de yersiz olduğunu çok kısa,vurucu ve anlaşılır örneklerle bize gösteriyor 3 saat boyunca..

En önemlisi de sorunları ortada bırakmayıp çözüm önerilerini de bize sunması ve bunu ayakları yere basar bir şekilde yapması.


web sayfası
/ e-posta gurubu

türkiye ayağı / facebook grup

28 Ocak 2011

Semih Poroy



1954 Samsun doğumlu. İlköğrenimini Samsun’da, ortaöğrenimini İskenderun’da tamamladı. Öğrencilik yıllarında tabelacılık yapan Poroy, İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi’ndeki öğrenimine son sınıfta veda ederek tümüyle çizgi yaşamına yöneldi. 1975 yılında ilk çizimleri Akbaba Dergisi'nde yayınlandı, dergi daha sonra 55 yıllık yayın yaşamının ardından 1976’da kapandı. Poroy'un, daha sonra pek çok gazete ve dergilerde karikatürleri yayınlandı.

Sonraki süreçte, sol çizgideki birçok gazete ve dergide karikatürleri göründü. 1977’de serbest çizer olarak haftalık çizimler (gazetenin haftalık gülmece eki “Ciddiyet”te karikatürleri yayımlandı) vererek başladığı Cumhuriyet gazetesinin kadrosuna katıldı (1988).

Cumhuriyet gazetesinde, 1989’dan bu yana günlük bant-karikatürü “Harbi”yi hazırlamaktadır. Ayrıca, beş yıldır Cumhuriyet’in haftalık Kitap eki için, edebiyat dünyasına alaycı göndermeler yaptığı “Feklavye” başlıklı tam sayfa karikatür-parodi’yi çizmektedir. Değişik tarihlerde Karikatürcüler Derneği'nin yönetiminde bulunan ve başkanlığını yapan Poroy, 100'ün üzerinde kitap resimledi. 1998'de Karikatür Vakfı tarafından yılın karikatürcüsü seçildi. Uzun süredir çizmemesine karşın çok iyi bir 'portre' ressamıdır da aynı zamanda. Poroy, aldığı bir kararla artık karikatür yarışmalarına ve jürilerine katılmıyor.

semihporoyharbi semihporoytharbi semqih sm78m
4124668894_7b9d4a2237_b sem6h

Vatan, Milliyet, Demokrat ve Cumhuriyet gazetelerinde, Varlık ve benzeri edebiyat dergilerinde çizdiği karikatürlerle 33 yıllık birikime sahip. 1979’da Türk Tabipler Birliği Merkez Konseyi’nin düzenlediği Çocuk Hakları ve Çocuk Sağlığı Uluslararası Karikatür Yarıması’nda büyük ödül kazandı. Sanat ve kültür dergilerinde karikatür üzerine birçok yazısı da bulunmaktadır.

SEMIHPOROYAFISI posterkefbfbdefbfbduk FEKLAVYE-davetiye

9 Aralık'ta 2010 da Basın çizerliğinde 35. yılını geride bırakan sanatçı Schneidertempel'de artı 35 adını verdiği bir sergi de düzenlemiştir. Daha önce İstanbul, Bursa, İzmir, Antalya,Aydın ve Eskişehir'de de kişisel bir sergi açmıştır. Bu sergilerdeki çizimleriyle o dünyanın arka planını, görünmeyen yüzünü karikatürleştiriyor. Bazen tek kare, çokça bant türündeki bu karikatürler basım-yayım dünyasında yaşanan olumlu- olumsuz iletişimin, kişisel iç hesaplaşmaların çıkmazlarını hicvediyor. Hafif ya da tatlı sert eleştiriler izleyeni keyiflendiriyor.

Bir çok edebiyatçı (Enis Batur’un yazdığı gibi “Eşi dostu, yayıncı, eleştirmen, okur, amatör, hasta profesyonel, tüccar-terzi yazar, yanlış anlaşılmış olanlar, kült yazar bozuntuları…) bu çizimlerde kendilerinden bir şeyler bulup, muhtemeldir ki; “yok canım, beni kasdetmemiştir” diyerek arınmaya çalışmıştır. Feklavye karikatürleri bir anlamda “çizerin yazarı kuşatması”dır. Şimdilerde daha yaşanası, daha üretken ortam olarak değerlendirdiği İznik Gölü kıyısının sessizliğinde yaşıyor.

semihporoy_arti35_05 semihporoy_arti35_03 semihporoy_arti3506

Kitapları

1998-Portreler
1999-Meyhane Peçeteleri
1999-Gölgenizi Kullanabilir miyim?
2008-Feklavye
2008-Ohne Worte

8-poroy 6-poroy 9-poroy

Çizim ve karikatürleriyle katkıda bulunduğu kitapları

1-Ayşe'nin Günleri-Gülsüm Cengiz Akyüz
Resimleyen: Semih Poroy-Evrensel Basım Yayın
2-Kaz Uçar da Laz Uçmaz mı İdrar Söktüren Karadeniz Fıkraları
Derleyen: Günel Altıntaş; Karikatürler: Semih Poroy-Seçme Kitaplar Yayınevi
3-Ayılar Baskını-Dino Buzzati-Çeviren: Bülent Berkman;
Resimleyen: Semih Poroy-Milliyet Yayınları;
4-Çıkın Çiller Fıkraları-Can Ozan
Çizimler: Semih Poroy-Kora Yayın
5-En Güçlü Kim? Sovyet Çocuk Öyküleri-Kolektif; Çeviren: Elif Alkan Resimleyen:Semih Poroy-Evrensel Basım Yayın
7-Hapishaneden Karikatürler-Ender Özkahraman,
Karikatürler:Semih Poroy-Kanat Yayınları
8-Pencereden Bakan Çocuk-Sennur Sezer
Resimleyen: Semih Poroy-Evrensel Basım Yayın
9-Siyah Antilop'un Şarkısı-Götz R. Richter-Çeviren: Hüseyin Tüzün
Resimleyen:Semih Poroy-Evrensel Basım Yayın
10-Sobe-Çetin Altan; Karikatürler: Semih Poroy;
Hazırlayan: Solmaz Kamuran-Kaf Yayıncılık

1-poroy 2-poroy 3-poroy

Bir yazısı

Semih Poroy-Yazıp Çizmek

6. yy’da yaşamış olan Papa Gregorius Magnus şöyle dermiş: “Yazı nasıl okuma yazma bilenin işine yarıyor, resim de okuma yazma bilmeyenin işine yarar.” Bu söz, temelde dinsel bilginin taşınması bakımından söylenmiştir. Ve burada konumuz dışındadır. Buna rağmen, okuma yazma bilenlerin çok az olduğu ortaçağ dünyasında, mesaj iletmek için görsel anlatımın önemini vurgular. Yazısız karikatür de böyledir. Karikatür, mesajını çizgiyle veren, bu yüzden sınır tanımayan bir mizah türüdür.



Yeni Zelanda’da çizilen bir karikatür Nijerya’da anlaşılabilir, Kanada’da çizilen bir karikatür Ortadoğu’daki bir soruna dikkat çekebilir, Türkiye’de çizilen bir karikatür çizerini mahkemeye düşürebilir. Edebiyat insanı anlatır. İnsanı tümüyle anlatabilmek için onu bazen suçüstü de yakalamak gerekir. İnsanın insan olmaktan gelen zayıflıkları, kendini baskılardan kurtulmuş hissettiği anlardaki kontrolsüz bir tepkisi, bir hınzırlık durumu, bir falso anı, bunlara benzeyen pek çok şey mizahın “sinsice” bir gülüşüyle yakalanırlar. Baudelaire, buna “insan gülerek ısırır,” diyor.

feklavye_03 FEKLAVYE972 FEKLAVYE1072

Karikatür anlık bir durumu yansıtır. Bu anlamda daha çok kısa öyküyle benzeştiği düşünülür. Karikatürün bir vurup geçmesi vardır. Sayfalarca süren romanın yanında kısa öykünün saniyelik çakması gibi. Ayrıca, karikatür de öykü de alabildiğine yoğun olabilirler ya da eğlendirici. Ve fiziksel olarak da birbirlerine benzerler; ikisi de tutumludur. Buna rağmen, ben karikatürde romana daha yakın bir şeyler bulduğumu söyleme eğilimindeyimdir. Enerjisini içinde taşıyan, bitmemişlik duygusu veren karikatürü severim.

İnsan, böyle bir karikatürü düşüncesinde devam ettirebilir. Hatta, karikatürdeki esprinin öncesine de gidebilir. Karikatürü bu noktada romana yaklaşmış görürüm. Öyküden ayrıldığı nokta… Öykü ilk cümlesiyle başlar. Roman ilk cümlesiyle başlamış olmayabilir. Geriye dönüşlere elverişlidir; kendi öncesine bile! Bir öykü hangi noktadan başlıyorsa, okur için metindeki yaşamın başlangıcı orasıdır. Ondan öncesi yoktur. Yok gibidir. Bir öyküde her şey başlangıç ile bitiş arasındadır. Önemli olan o aralıkta anlatılandır. Sayfada biten öykü, bazen okurun zihninde sürebilir. Okuduğumuz öyküyü zihnimizde devam ettiriyorsak o metne bir katkımız olmaktadır. Sanırım buna yaratıcı okuma deniyor.

dsc07059fq0 dsc07061kd1 dsc07058pv1

Zihnimizde süren öykü, başından geçen her türlü okumaya karşın yine de aynı öykü olarak kalır. Ama geçirdiği okunma serüvenleri o metni bilinen bir yazı durumuna yükseltir; yazarını, başka parçaları merak edilen bir yazar haline getirir. Hiçbir dinin kutsal kitabında mizah görülmez. Olmuş ve olabilecek her şeyi bildiği varsayılan tanrı için sürpriz diye bir şey yoktur. Gülünç hele, hiç! Antik dönem tanrıları ise ne matraktırlar… Kızdırılmadıkları sürece insansoyunu habire itip kakmazlar. Olympos’un tepesinde, Ege’nin günbatımında vur patlasın çal oynasın eğlenirler. Acayip mizah duyguları vardır. Aşağılardaki insanlara da ikide bir eşek şakaları yapıp dururlar.

“Gülmeyi Ciddiye Almak” diye bir kitap yazmış olan John Moreall “elma, manava ve bir ressama farklı görünür,” demektedir. Bence bir yazara da farklı görünür. Hele bir karikatürcüye… Karikatürcü elmayı manavın başının üstünde hayal eder. Yine de şunu söylemek gerek: Yazar da çizer de her gördüğünü, tanık olduğunu yazıp çizen kişi değildir. Çevresine sürekli yazar ya da karikatürcü gözüyle bakmak bence hastalık belirtisidir. İsteyene, yaşamdan kalan tortu yeter de artar bile.

dsc07072fu4 dsc07070yq7 n754152917_747214_6723

Bir yazarın öykülerini bir araya getirseniz elbette ortaya bir roman çıkmaz, bir çizerin karikatürleri toplandığında ortaya bir çizgi-roman çıkmayacağı gibi… Ama bence, bu iki toplam yine de birer “insan romanı” olurlar.

Ben, içinde hiçbir eşya olmayan, çırılçıplak küçük bir odayı anlatan bir öykü yazmak isterdim. Bunu yapamadığım için karikatür çiziyorum...



Doğan Hızlan'ın, Poroy'un Schneider Temple'da açtığı sergisi için yazdığı bir yazı... 


Semih Poroy, 35 yıldır çiziyor

Schneider Temple'da açtığı yeni serginin adı da + 35. Portre karikatürcülüğünün usta adı Semih Poroy'un sergisini gezerken, karikatürün işlevi, bendeki yeri üzerine de düşündüm. Üstelik bazı adların sanat yaşamında, ilk çizgiden yükselişine kadar değişik aşamaları izlemişseniz, onun yaratıcılığının tanıklığını yapmışsanız, Poroy'un çizgisinden aldığınız lezzet daha da artar.

İlk karikatürü 1975 yılında Akbaba'da çıktı, ilk yazısını da 1978'de ben yayınlamışım. İyi bir karikatüristin ilklerinde bulunmak, anıların güzelliklerinden biridir. Portrelerini hep anımsarım. Cemal Süreya'nın 99 Yüz'deki usta yazılarına usta işi portreleri Semih Poroy çizmişti.

Benim için daha önemlisi, Söyleşiler adlı kitabımın ilk baskısında, röportaj yaptığım bütün isimlerin portreleri yine Semih Poroy'un çizdikleriydi. Sanatın kalıcılığına bir örneği yıllar sonra yaşadım. Onun çizdiği portremi gördükçe o gün giydiğim krem rengi gömleğimi, puantiye limon sarısı papyonumu anımsarım.

+ 35, bir bakıma onun karikatürcülük yaşamının bir dökümü olarak nitelendirilebilir. Sergide bazı çizimlerin eskizleri de bulunuyor, böylece bir karikatürün çizilme aşamaları görülebiliyor. Genç kuşak sanatçıları için işlevsel belgeler. Sergide, çizgi-roman örneklerinden parçalar da var.

Bir zamanlar Cumhuriyet Gazetesi'nin mizah eki Ciddiyet'i yönetmiştim. Sergide Ciddiyet sayfalarını görünce yıllar öncesinde kalan o günleri anımsadım. Ek'in birinci yıldönümünde mizah ve karikatür üzerine yapılan açık oturumu ben yönetmişim, sayfada oturuma katılanların hepsinin portrelerini Semih Poroy çizmiş, sayfadaki dostların bazıları aramızdan ayrılmış, onları saygıyla, sevgiyle andım.

TÜRK edebiyatının önemli yazarlarının birçoğunun da kitap kapaklarını o yaptı, sergide bunlardan bir seçmeyi görebilirsiniz. Hangi yazarların kapaklarını yapmış. Sergide olanlar kimler? Necati Cumalı, Rıfat Ilgaz, Aziz Nesin, İlhan Selçuk, William Saroyan, Fakir Baykurt, Aydın Boysan, Graham Greene, Kemal Özer, Sennur Sezer.

Karikatürlerinin toplandığı kitaplardan bulabildiklerinizi alın:

Portreler, Meyhane Peçeteleri, Gölgenizi Kullanabilir miyim, Feklavye, Ohne Worte, Yazısız Gibi de yakında yayımlanacak.

Karikatür sanatının çeşitliliğini, zenginliğini gösteren bir sergi...




diğer dökümanlar

Sanatçıya ait örnek karikatür ve çalışmalar
Semih Poroy ile karikatür evreni üstüne bir söyleşi
Sabine Erkuş ve Nihal Kocabay’ın hazırladığı “Kalemiyle Yaşayanlar” söyleşi dizisinden Semih Poroy ile gerçekleşen söyleşi
Feklavye ile ilgili Hüseyin Soylu'nun hazırladığı bir animasyon:


Related Posts with thumbnails